Analitik psikoloji, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi ve kişilik teorisi yöntemidir. Analitik psikoloji, insan zihninin ve davranışlarının derinlemesine incelenmesine odaklanır ve bireyin bilinçdışı süreçlerini keşfederek ruhsal dengesini sağlamayı amaçlar. Bu yöntem, bireyin bilinçdışı düşüncelerini ve hislerini ortaya çıkararak, bu süreçlerin bilinçli hale getirilmesi ve bütünleşmesini sağlayarak kişinin kendi içsel süreçlerini anlamasına yardımcı olur.
Analitik psikoloji, arketipler, kolektif bilinçdışı, anima ve animus, kişisel gelişim ve bireyin yaşamındaki dönüşümleri inceleyen kavramlara dayanır. Jung, insanların her birinin kendine özgü bir „bireyselleşme“ sürecinden geçerek psikolojik gelişimlerini tamamladığını ve bu sürecin yaşam boyu devam ettiğini savunur.
Analitik psikoloji, bireyin iç dünyasını ve dış dünyayla olan ilişkisini derinlemesine inceleyerek, duygu, düşünce ve davranışlar arasındaki uyumu ve bütünlüğü sağlamayı amaçlayan bir psikoterapi yöntemidir. Bu yaklaşım, diğer psikoterapi yöntemlerinden farklı olarak, spiritüel ve mistik deneyimlere de önem verir ve bu tür deneyimlerin insanın ruhsal yaşamı üzerinde önemli etkileri olduğunu kabul eder.
Bu, C.G. Jung tarafından Sigmund Freud´un öğretilerinden sapan ve aynı zamanda karmaşık psikoloji olarak da adlandırılan psikanalizin (derinlik psikolojisi) bir yönüdür.
Çocukluk deneyimleri ve cinsel faktörlerden gelen kişilik gelişimini türeten Siegmund Freud´un aksine Jung ayrıca deneyimlere bakarak çocukluk döneminde başedilemiyen deneyimlerin yaşam kesitleri inceledi. Analitik psikoloji temel olarak insan ruhundaki bilinçdışı etkileri inceler. Bu açıdan yaklaşım psikanaliz ile hemfikirdir. Jung, bilinçdışı, tüm bilincin yaratıcı kaynağı olarak hareket eder. Bu yaklaşım sırasında Jung ve halefleri bu bilinçdışı oluşan bilincin psikoterapötik olarak sembolik ifade biçimlerini kullanmaya çalıştılar. Bu psikolojik okulun temel konsepti bireyselleşme, kendi kendine olmadır.