Hospitalizm, uzun süreli hastane yatışı veya benzeri kurumlar içinde kalan bireylerde, özellikle küçük çocuklarda görülen, duygusal ve sosyal gelişimde aksaklıklar ve gerilikler olarak tanımlanan bir durumdur. Terim, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra yetimhanelerde ve hastanelerde uzun süre kalan çocuklarda yapılan gözlemler sonucu popüler hale gelmiştir.
Çocuklar, sağlıklı gelişimleri için güvenli bağlanma ilişkilerine ihtiyaç duyarlar. Bu ilişkiler genellikle anne-baba veya ana bakım verenlerle kurulur. Hospitalizmde, bu tür ilişkilerin yokluğu, çocuğun duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Uzun süreli hastane veya kurum bakımında kalan çocuklarda gözlemlenen bazı belirtiler şunlardır:
– Duygusal tepkilerde azalma veya düzensizlik.
– Sosyal etkileşimde ilgi eksikliği.
– Dil ve motor becerilerde gecikme veya gerilik.
– Kendine güven ve özsaygıda düşüklük.
– Bağlanma sorunları ve güvensiz bağlanma stilleri.
– Depresif belirtiler ve anksiyete.
Hospitalizm, 20. yüzyılın ortalarında, özellikle René Spitz ve John Bowlby gibi psikanalistlerin çalışmalarıyla daha iyi anlaşılmıştır. Spitz, kurum bakımında kalan çocuklarda gözlemlediği ve „anaklitik depresyon“ adını verdiği belirtileri tanımlamıştır. Bowlby ise çocukların sağlıklı gelişimi için güvenli bağlanmanın önemini vurgulamıştır.
Bu sorunun önlenmesi veya azaltılması için, hastane ve kurum ortamlarında çocuklara daha kişisel ve sürekli bakım verilmesi, ailelerin ve çocukların birbirleriyle etkileşimde bulunabilmeleri için koşulların iyileştirilmesi ve çocukların normal gelişimlerini destekleyecek uyaranlara erişimlerinin sağlanması gibi önlemler alınabilir.