„Aşırı duyarlı kişilik bozukluğu“ terimi, genellikle DSM (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders – Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) veya ICD (International Classification of Diseases – Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması) gibi resmi tanı kılavuzlarında belirtilmeyen bir durumu ifade eder.
Ancak, „aşırı duyarlılık“ veya „yüksek duyarlılık“, kişinin çevresel uyaranlara veya sosyal durumlara karşı olağanın üzerinde bir tepki vermesi durumunu tanımlayabilir. Bu durum genellikle, sesler, ışıklar, sosyal etkileşimler, stres veya diğer duygusal durumlar gibi uyarılara karşı aşırı duyarlılıkla kendini gösterir.
Aşırı duyarlı kişilik bozukluğu, genellikle, anksiyete bozuklukları, otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) veya duyusal işleme bozukluğu gibi diğer durumlarla birlikte görülür. Bu durum, kişinin günlük yaşamını zorlaştırabilir ve profesyonel yardım gerektirebilir. Ancak, bu tür bir durumun resmi bir tanısı veya tedavisi genellikle kişinin belirtilerine, yaşam kalitesine ve bireysel ihtiyaçlarına bağlıdır. Bu nedenle, bu tür belirtiler yaşayan bir kişi, bir sağlık profesyoneli ile görüşmelidir.
Aşırı duyarlılık, bir kişinin çevresel uyaranlara, duygusal durumlara veya sosyal etkileşimlere karşı normalden daha yoğun bir şekilde tepki göstermesi durumunu ifade eder. Aşırı duyarlı kişiler, belirli sesler, dokunuşlar, ışıklar veya kokular gibi belirli duyusal uyaranlara karşı aşırı tepki verebilirler. Benzer şekilde, duygusal veya sosyal durumlar onlarda yoğun duygusal reaksiyonlar tetikleyebilir.
Bireyler arasında aşırı duyarlılık seviyeleri önemli ölçüde değişebilir. Bazı kişiler belirli bir uyarana karşı aşırı duyarlı olabilirken, diğerleri geniş bir uyarı yelpazesine karşı aşırı duyarlı olabilir. Bu durum, kişinin günlük yaşamını zorlaştırabilir ve profesyonel yardım gerektirebilir.
Aşırı duyarlılık, çeşitli duyusal işleme bozuklukları, anksiyete bozuklukları, otizm spektrum bozukluğu ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi durumların belirtileri arasında olabilir. Bununla birlikte, aşırı duyarlılık, bu koşulların olmaması durumunda da meydana gelebilir ve genellikle bireyin kişisel özellikleri ve deneyimleriyle ilgilidir.
Eğer aşırı duyarlılık, kişinin günlük yaşamını önemli ölçüde etkiliyorsa veya stresli veya rahatsız edici hale geliyorsa, bir sağlık profesyoneli ile konuşmak yararlı olabilir.
„Aşırı stres sonrası kalıcı değişiklikler“ ifadesi, genellikle travmatik bir olayın ardından bireyde meydana gelen ve sürekli hale gelen psikolojik, fizyolojik ve davranışsal değişiklikleri ifade eder. Bu değişiklikler genellikle Posttravmatik Stres Bozukluğu (PTSD) ile ilişkilidir, ancak her zaman bu spesifik tanıyı gerektirmezler.
Travmatik bir olayın ardından bir kişinin yaşadığı stres, normal yaşamını etkileyebilir ve bir dizi kalıcı değişikliğe yol açabilir. Bunlar arasında duygusal dengesizlik, sürekli yüksek uyarılma durumu, anksiyete, depresyon, kabuslar, uyku bozuklukları, travmatik olayın aşırı tekrar yaşanması, sosyal izolasyon ve belirli durumları veya kişileri kaçınma gibi değişiklikler bulunabilir.
Bu durumlar genellikle profesyonel yardım gerektirir, çünkü bu tür kalıcı değişiklikler kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir ve sağlıklı işlev görmesini engelleyebilir. Terapi ve ilaç tedavisi, bu değişiklikleri yönetmede ve kişinin travmatik olayın etkilerini atlatmasında yardımcı olabilir.
„Aşırı travmatizasyon“, bir bireyin aşırı sayıda veya aşırı yoğunlukta travmatik olaylara maruz kalması durumunu ifade eder. Bu tür olaylar genellikle fiziksel, cinsel veya duygusal istismar, savaş veya felaketler, aşırı zor yaşam koşulları gibi durumları içerir.
Aşırı travmatizasyon, bireyin psikolojik sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir ve Posttravmatik Stres Bozukluğu (PTSD), karmaşık Posttravmatik Stres Bozukluğu (C-PTSD), anksiyete bozuklukları, depresyon ve diğer mental sağlık sorunlarına yol açabilir.
Ayrıca, aşırı travmatizasyon sürecinde, bireyin travma sonrası belirtilerle başa çıkma yeteneği zayıflayabilir ve bu durum genellikle daha fazla psikolojik stres ve daha düşük yaşam kalitesi ile sonuçlanır. Bu nedenle, aşırı travmatizasyon geçiren bireyler genellikle profesyonel psikolojik yardıma ihtiyaç duyarlar.
Aşırı yeme bozukluğu (Binge Eating Disorder), kişinin kontrolünü kaybederek aşırı miktarda yiyecek tüketmesiyle karakterize bir yeme bozukluğudur. Bu durum genellikle stres, sıkıntı veya duygusal rahatsızlık durumlarında ortaya çıkar.
Aşırı yeme episodları genellikle hızlı bir şekilde gerçekleşir ve kişi yemeyi durduramaz. Bu yeme krizleri genellikle kişi kendini kötü hissedene veya rahatsız hissedene kadar devam eder. Aşırı yeme bozukluğu olan kişiler genellikle yediklerinden dolayı suçluluk duyarlar ve bu durum genellikle daha fazla yeme krizine yol açar.
Aşırı yeme bozukluğu, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir, özellikle obezite ve ilgili hastalıklar riskini artırabilir. Bu nedenle, bu bozukluk profesyonel tıbbi yardım gerektirir. Tedavi genellikle bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi ve bazen de beslenme danışmanlığı içerir.