Agorafobili panik bozukluğu

Bu tür fobilerde, etkilenen kişiler, halka açık yerlerde, kalabalıklarda bulunamazlar ve evden ayrılmak istemezler. Tren, otobüs veya uçakla yalnız seyahat edemezler.

Agorafobi ile panik bozukluğu tanısı koymak için aşağıdaki genel koşulların karşılanması gerekir:

  1. Aşağıdaki durumlardan en az 2 tanesinden korkma veya kaçınma söz konusudur: 1. Kalabalıklar, 2. Halka açık yerler, 3. Yalnız seyahat, 4. Uzun yolculuklar.
  2. Korkunç durumlarda, aşağıdaki anksiyete semptomlarından en az ikisi birlikte görülür: 1. çarpıntı, 2. terleme, 3. titreme, 4. ağız kuruluğu, 5. nefes darlığı, 6. gerginlik hissi, 7. göğüs ağrısı, 8. bulantı, 9 Baş dönmesi, güvensizlik, halsizlik veya kendinde olamama hali, 10. derealizasyon veya duyarsızlaşma, 11. kontrolü kaybetme veya delirme korkusu, 12. ölme korkusu, 13. sıcak basması veya soğuk terleme, 14. uyuşma veya karıncalanma hissi.
  3. Kaçınma davranışı veya kaygı belirtileri önemli bir duygusal yük oluşturur.
  4. Semptomlar sadece veya öncelikle korkulan durum veya bu durum hakkındaki düşünceler ile ilgilidir.
  5. madede tanımlanan semptomlar sanrı, halüsinasyonlar, şizofreni, duygudurum bozuklukları veya obsesif kompulsif bozukluklardan kaynaklanmaz.

Agorafobili panik bozukluk, panik ataklar yaşayan ve aynı zamanda agorafobi belirtileri gösteren bireylerde ortaya çıkan bir anksiyete bozukluğudur. Panik bozukluk, beklenmedik ve şiddetli panik ataklarla karakterizedir. Bu ataklar sırasında bireyler yoğun korku, endişe ve fiziksel belirtilerle karşı karşıya kalır.

Agorafobi ise, açık alanlarda, kalabalıkta veya toplum içinde bulunmaktan duyulan yoğun korku ve endişe durumudur. Agorafobikler, genellikle evden ayrılmaktan korkarlar ve bu durum onların sosyal ve mesleki yaşamlarını önemli ölçüde etkileyebilir.

Agorafobili panik bozukluk, panik atakların tekrar yaşanmasından veya panik atak sırasında yardım alamama korkusuyla tetiklenen agorafobi belirtileriyle birleşir. Bu durum, bireyin günlük yaşamını önemli ölçüde sınırlayabilir ve bağımsızlığını azaltabilir.

Agorafobili panik bozukluğun tedavisi, genellikle bilişsel davranışçı terapi (CBT), maruz bırakma terapisi ve ilaç tedavisi gibi bir dizi yaklaşımı içerir. Bilişsel davranışçı terapi, bireyin korkularını ve inançlarını sorgulamasına ve daha sağlıklı düşünce kalıpları geliştirmesine yardımcı olurken, maruz bırakma terapisi, bireyin kademeli olarak korkutucu durumlarla karşılaşmasını ve bu durumlarla başa çıkma becerilerini geliştirmesini sağlar. İlaç tedavisi, genellikle antidepresanlar ve anksiyolitikler gibi anksiyete belirtilerini hafifletmeye yardımcı olan ilaçları içerir. Tedavinin amacı, bireyin agorafobi ve panik bozukluk belirtilerini yönetmeyi öğrenmesi ve yaşam kalitesini artırmaktır.

Agresif kişilik bozukluğu

Etkilenen insanlar öngörülemeyen ve huysuz bir ruh hali ile, duygusal patlamalar ve dürtüsel davranışlarını kontrol edememe ve sürekli kavga eğilimindedir.

Bu kişiler genellikle öfke patlamasının sınırındadırlar, aynı zamanda öz-benlik sorunları, tutarsız ve yıkıcı davranışları ve parasuisidal (ölüme meyilli) davranış ve tutum içindedirler. Hatta intihar girişiminde bulunma gibi rahatsızlıklara eğilimlidir.

I. Dürtüsel tip

Dürtüsel tipte agresif bir kişilik bozukluğunu teşhis etmek için aşağıdaki kriterler bulunmalıdır:

  1. Kişilik bozukluğunun varlığı için 6 genel koşul yerine getirilmelidir. (Genel kişilik bozuklukları makalesine bakınız).
  2. Aşağıdaki özelliklerden veya davranışlardan en az üçünün mevcut olması gerekir:

  • Sonuçları ne olursa olsun beklenmedik eylem,

  • Özellikle dürtüsel eylemler bastırılacaksa, diğerleriyle anlaşmazlık ve çatışma eğilimi,

  • Öfke / şiddetin kontrol edilememesi ile birlikte ortaya çıkan ani patlama eğilimi

  • Doğrudan ödüllendirilmeyen faaliyetleri sürdürmede zorluk

  • Tutarsız ve karamsar bir ruh hali.

II. Sınır çizgisi tipi

Sınır çizgisindeki tipte agresif bir kişilik bozukluğunu teşhis etmek için aşağıdaki kriterler karşılanmalıdır:

  1. Kişilik bozukluğunun varlığı için 6 genel koşul yerine getirilmelidir. (Genel kişilik bozuklukları makalesine bakınız)
  2. Dürtüsel tipin özelliklerinden veya davranışlarından en az üçünün mevcut olması ve aşağıdakilerin en az ikisinin bulunması gerekir:

  • Benlik imajı, hedefleri ve tercihleri ile ilgili rahatsızlık ve belirsizlik.

  • Yoğun fakat dengesiz ilişkilere eğilim.

  • Ayrılmayı önlemek için abartılı girişimler.

  • Kendine zarar verme tehditleri veya eylemleri.

  • Kalıcı boşluk duyguları.

„Agresif kişilik bozukluğu“ terimi, genellikle sürekli agresif ve düşmanca davranışlar sergileyen bireyleri tanımlamak için kullanılır. Ancak, bu terim resmi bir tanı olarak kabul edilmemektedir. Agresif davranışlar, antisosyal kişilik bozukluğu, sınırda kişilik bozukluğu ve narsisistik kişilik bozukluğu gibi çeşitli kişilik bozukluklarında görülebilir.

  1. Antisosyal kişilik bozukluğu: Bireylerin sosyal normlara ve kurallara uymama, başkalarının haklarına saygı göstermeme ve suç işlemeye eğilimli olma gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, saldırganlık ve düşmanca davranışlar sergileyebilir.
  2. Sınırda kişilik bozukluğu: Bireylerin duygusal olarak dengesiz, ilişkilerde istikrarsız ve kendine zarar verme eğiliminde olma gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, öfke patlamaları ve agresif davranışlar sergileyebilir.
  3. Narsisistik kişilik bozukluğu: Bireylerin kendilerini aşırı derecede önemli ve özel görmeleri, başkalarının ihtiyaçlarına ve duygularına duyarsız olmaları ve aşırı derecede hayranlık ve ilgi beklemeleri gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, eleştirilere karşı öfkeli ve saldırgan tepkiler gösterebilir.

Agresif davranışlar sergileyen bireyler için tedavi, altta yatan kişilik bozukluğuna ve bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanır. Terapi, bilişsel davranışçı terapi (CBT), diyalektik davranış terapisi (DBT) ve mentalizasyon temelli terapi (MBT) gibi çeşitli psikoterapi yaklaşımlarını içerebilir. Bu terapiler, bireyin düşünce ve duygu düzenlemesini geliştirmeye, agresif ve düşmanca davranışları değiştirmeye ve sağlıklı ilişki becerileri öğrenmeye odaklanır.

Agresif-dürtüsel kişilik bozukluğu

„Agresif-dürtüsel kişilik bozukluğu“ terimi, genellikle sürekli agresif ve dürtüsel davranışlar sergileyen bireyleri tanımlamak için kullanılır. Ancak, bu terim resmi bir tanı olarak kabul edilmemektedir. Agresif ve dürtüsel davranışlar, kişilik bozukluklarının bazı türlerinde, özellikle Küme B kişilik bozukluklarında görülebilir.

Küme B kişilik bozuklukları, dramatik, duygusal ve öngörülemeyen davranışlar sergileyen bireylerle ilişkilidir. Bu kişilik bozuklukları şunlardır:

  1. Antisosyal kişilik bozukluğu: Sosyal normlara ve kurallara uymama, başkalarının haklarına saygı göstermeme ve suç işlemeye eğilimli olma gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, saldırganlık ve düşmanca davranışlar sergileyebilir.
  2. Sınırda kişilik bozukluğu: Bireylerin duygusal olarak dengesiz, ilişkilerde istikrarsız ve kendine zarar verme eğiliminde olma gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, öfke patlamaları ve agresif davranışlar sergileyebilir.
  3. Histrionik kişilik bozukluğu: Aşırı duygusal ve dikkat çekici davranışlar, ilgi ve onay arama ile karakterize edilir. Bu bozuklukta dürtüsel davranışlar görülebilir, ancak agresiflik genellikle daha az belirgindir.
  4. Narsisistik kişilik bozukluğu: Bireylerin kendilerini aşırı derecede önemli ve özel görmeleri, başkalarının ihtiyaçlarına ve duygularına duyarsız olmaları ve aşırı derecede hayranlık ve ilgi beklemeleri gibi belirtileri bulunan bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluk, eleştirilere karşı öfkeli ve saldırgan tepkiler gösterebilir.

Agresif ve dürtüsel davranışlar sergileyen bireyler için tedavi, altta yatan kişilik bozukluğuna ve bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanır. Terapi, bilişsel davranışçı terapi (CBT), diyalektik davranış terapisi (DBT) ve mentalizasyon temelli terapi (MBT) gibi çeşitli psikoterapi yaklaşımlarını içerebilir. Bu terapiler, bireyin düşünce ve duygu düzenlemesini geliştirm.

Agriya

Bu beyin kıvrımlarındaki genetik kusurdur.

„Agriya“ kelimesi, ağrı ile ilgili anlamına gelir ve tıbbi bir terim olarak kullanılabilir. Ağrı, vücutta rahatsızlık veya acı hissi olarak tanımlanır. Genellikle fiziksel bir yaralanma, hastalık veya inflamasyon sonucu ortaya çıkar. Ağrı, akut veya kronik olabilir ve farklı türleri vardır.

  1. Noktadan noktaya ağrı: Belirli bir bölgede veya noktada yoğunlaşan ağrıdır.
  2. Yaygın ağrı: Vücudun birden fazla bölgesine yayılan ağrıdır.
  3. Somatik ağrı: Deri, kas ve kemikler gibi vücudun dış kısımlarında hissedilen ağrıdır.
  4. Visceral ağrı: İç organlarda ortaya çıkan ağrıdır ve genellikle belirsiz ve yaygındır.
  5. Nöropatik ağrı: Sinir hasarı nedeniyle ortaya çıkan ve yanma, elektrik çarpması veya karıncalanma gibi hissedilen ağrıdır.
  6. Psikojenik ağrı: Psikolojik faktörlerin ağrıyı tetiklediği veya kötüleştirdiği durumlardır.

Ağrı tedavisi, ağrının tipine, şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi, masaj, akupunktur, rahatlama teknikleri ve bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemler bulunmaktadır. Ağrının altında yatan nedenin tedavisi de önemlidir, örneğin enfeksiyonlar, inflamasyonlar veya yaralanmaların uygun şekilde tedavi edilmesi gerekmektedir.

Ağrı

Ağrı, vücudumuzun yaralanmaları veya aşırı yüklenmesi sonucunda bizi bilgilendiren uyarı sinyalleridir. Bazen ağrı bu uyarı işlevini kaybeder ve ve bazende kalıcı olarak bu uyarıyı vermeye devam ederler (Kronik ağrı).

Dünyada birçok insanı etkisi altına almış olan bu kronik ağrı, genellikle etkilenenlerin yaşam kalitesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Kronik ağrı ile etkili bir şekilde mücadele edilebilir ve yaşam tekrar aktif olarak şekillendirilebilir.

Ağrı ve ağrı hissi

Acı (ağrı) hissetme yeteneği herkes için hayati önem taşır. Yaralanmalar veya ciddi hastalıklar hissedilemezse, insanın uzun süre hayatta kalması mümkün olamaz.

Ağrı her zaman farklı oranlarda hissedilen hem fiziksel hem de psikolojik nedenlere sahiptir. Bazı ağrılara esas olarak depresyon, anksiyete veya stres neden olur. Ağrıya duyarlılık kişiden kişiye değişir.

Stresden kaçınmak, olumlu düşünmenin yanı sıra kasıtlı olarak yapılan rahatlatıcı molalar ve aktif gevşeme egzersizleri ağrının hafifletilmesi yöntemleri arasında yer alır.

Ağrı, dış etkilerden veya yüksek ateş, soğuk algınlığı, yüksek tansiyon gibi vücuttaki patolojik süreçlerden tetiklenebilir.

Vücudunuzun belirli bir yeri yaralandığında, yakın sinirlerin sonundaki küçük duyu hücrelerini tahriş eden kimyasal haberciler oluşturulur. Ağrı bilgisi ilk olarak ilk işlemin gerçekleştiği ilk anahtarlama noktası olarak adlandırılan elektriksel uyarılar şeklinde omuriliğe gönderilir. Beynin katılımı olmadan (yani istemsiz olarak) vücudun etkilenen bölgesindeki dokulara (kas, bezler, damarlar) komutlar hemen verilir. Yaralanmanın nedeni sıcak bir soba ise, etkilenen kişi elini refleks olarak geri çeker. Kas gerginliği veya kan damarlarının daralması (dokuya daha az kan akışı ile sonuçlanır), omurilikteki anahtarlama noktaları tarafından tetiklenen reflekslerin bir sonucudur.

Ağrı sinyalleri ayrıca merkezi sinir sisteminin iletim yolları vasıtasıyla ikinci anahtarlama noktası olan beyne yönlendirilir. Sadece impulslar geldiğinde vücut bölgesi bilinçli olarak ağrı ve acı verici olayı algılayabilir.

Tipik olarak, merkezi olarak kontrol edilen bir değişiklik vardır, örneğin kardiyovasküler fonksiyon. Sık nefes alma, hızlandırılmış kalp atışı, artan kan basıncı, aynı zamanda terleme ve korku akut ağrı için iyi bilinen durumlardır. Ağrı işleme beyinde de gerçekleşir. Yanmış bir çocuk ateşten korkar sloganına göre acı deneyimlerinden öğrenebiliriz ve gelecekte kendimizi yaralama durumlarına karşı daha dikkatli oluruz.

Beyin, omuriliğe sinir yolları yoluyla bağlandığından, omurilikteki anahtarlama noktasını kontrol edebilir. Anahtarlama noktası kapatılırsa, ağrı monitörü aktif hale gelir ve sinirlerdeki ağrı dürtülerini bastırır, böylece ağrı daha az güçlü algılanır. Örneğin, rekabetçi durumlarda, güçlü korku, dikkat dağınıklığı veya gevşeme ile ağrının azalması durumu bunu açıklar.

Stres veya depresyon durumunda, geçiş noktası açılır, ağrı monitörü devre dışı bırakılır ve ağrı daha güçlü hissedilir.

Ciddi bir kazadan sonra yaralanmalar gibi aşırı durumlarda, vücut ayrıca ağrıyı hafifleten veya hatta tamamen kapatan endorfin salgılayabilir. Sadece vücut dinlenmeye başladığında ve daha az endorfin ürettiğinde, ağrı tekrar tamamen fark edilir hale gelir.

Akut ağrı, nedenleriyle mücadele ederseniz genellikle birkaç saat veya birkaç gün içinde kaybolur. Şiddetli ağrı azalıncaya kadar, özellikle opioid olmayan veya opioid ağrı kesiciler, kortizon veya lokal anestezikler olmak üzere ilaç alınması önerilir.

Akut ağrı ile mücadele için aşağıdaki yöntemler de önerilir:

Karşı stimülasyon

Küçük yaralanmalarda, ağrıyı hızlı bir şekilde unutmak için çocukların ağrılı bölgeye dokunmaları veya üflemeleri genellikle yeterlidir. Ağrı ayrıca akupunktur, masajlar veya kayropraktik prosedürlerle belirgin şekilde hafifletilebilir.

Lokal anestezik

Tam olarak lokalize bir yerde akut ağrı (örneğin diş ağrısı, lumbago, kırıklar) durumunda, ağrı ileten sinire enjeksiyon, birkaç saat boyunca ağrıyı durdurabilir.

fiziksel önlemler

Buz paketleri, masajlar, fizyoterapi veya sırt kaslarının geliştirilmesi gibi fiziksel önlemler de kaslarda, tendonlarda ve eklemlerde akut ağrıya karşı yardımcı olabilir.

Kronik ağrı denilen şey uzun ömürlüdür ve akut ağrının aksine, sinyal olarak işlevini yerine getirmeyi çoktan bırakmıştır. bazı durumlarda bu ağrı sinyali artık altta yatan orijinal hastalığa bağlı değildir.

Akut ağrı sürekli tekrarlanırsa bir zaman sonra Kronik ağrı ortaya çıkabilir. Vücut ağrı deneyimlerini omurilikteki geçiş noktası da dahil olmak üzere CNS’de çeşitli noktalarda saklar. Ağrı hafızası, sinir uçlarındaki hasar sensörleri hiç uyarılmasa bile bu ağrı deneyimlerini çağırır. Bu durum acı veren bir hastalık haline gelir.

Migren ve adet ağrısı gibi tekrarlayan ağrılar ne akut ne de kroniktirler, ancak düzenli aralıklarla tekrar tekrar ortaya çıkarlar.

Sinir yaralanmaları Kronik ağrıya neden olurlar, Trigeminal nevraljide, ağrı, yüzde tek taraflı olarak ortaya çıkar ve beyin sapındaki kan damarlarının neden olduğu sinir tahrişi ile tetiklenir. Bir amputasyondan sonra, beyin ve omurilikte tetiklenen kopmuş sinirler (güdük ağrısı) veya hayalet ağrı üzerinde lokal ağrı oluşabilir.

Vücutta hayatta kalan su çiçeği virüslerinin neden olduğu zona, şiddetli ağrıya neden olur. Virüsler sinirlere saldırır ve onlara zarar verir. Stres ve zayıflamış bir bağışıklık sistemi zona hastalığının nedenleri arasındadır.

Stres migreni veya gerginlik baş ağrılarını tetikleyebilir ve birçok kronik ağrıyı şiddetlendirebilir. Bu nedenle, etkilenenlerin stresli durumlardan kaçınmaları ve olabildiğince sık gevşeme teknikleri uygulamaları önemlidir.

Kas gerginliği sebebiyle kemikler, intervertebral diskler veya eklemler hastalanır veya sürekli zorlanırsa, çevredeki kaslar büzülür veya kısalır ve uygun şekilde koordine edilemez. Bu durumda da kronik ağrı ortaya çıkabilir.

Psikolojik faktörler genellikle sırt ağrısı veya yumuşak doku romatizmasında rol oynar. Bu ağrının üstesinden gelmek için aktif hareket ve rahatlama egzersizleri yapılmalıdır.

Bir ağrı günlüğü tutmak tedavi eden doktor için çok yararlı olabilir. Ağrının meydana geldiği ve ne kadar yoğun olduğu birkaç hafta boyunca not edilmelidir.

Yaygın ağrı bozuklukları

Sırt ağrısı

İş yerinde tek taraflı stres, uzun oturma veya yanlış duruş nedeniyle, birçok insan yıllar boyunca kötü duruşlar geliştirir. Boyun ve omuzlar gerilir, kaslar kısalır, aşırı durumlarda kemik yapısı değişiklikleri bile mümkündür. Ayrıca sırt ağrısına böbrek problemleri, mide ülserleri, bağırsak bozuklukları ve prostat şikayetleri, kalıcı stres veya zihinsel problemler neden olabilir.

Baş Ağrısı

Baş ağrısı birçok farklı şekilde meydana gelir. En yaygın olanı, alnında veya boyunda başlayan donuk ve baskıcı ağrının tüm başın üzerine yayıldığı gerginlik baş ağrısıdır. Bu, baş, boyun veya omuz bölgesindeki kaslardaki gerginlik, yanlış oturma pozisyonları, stres veya bastırılmış saldırganlıktan kaynaklanabilir.

Birçok insan genellikle ışığa duyarlı olarak, tek taraflı baş ağrılarının batma, sıkılması veya çekiçlenme hissi ile birlikte gelen migrenlerden muzdariptir. Migren atakları bazı gıdalar, ışık, gürültü, hava durumu, stres veya hormonal dalgalanmalar tarafından tetiklenebilir. Sebepler henüz tam olarak araştırılmamış olsa da, kalıtsal faktörlerin, kan akışındaki değişikliklerin, kimyasal habercilerin konsantrasyonundaki dalgalanmaların ve / veya beyindeki damar duvarlarındaki değişikliklerden varsayılmaktadır .

Baş ağrıları ayrıca tümörler veya tümör hastalıklarının (operasyonlar, radyasyon) tedavisi ile de tetiklenebilir.

Ağrı

Ağrı, vücutta rahatsızlık veya acı hissi olarak tanımlanan bir duyusal ve duygusal deneyimdir. Ağrı, fiziksel bir yaralanma, hastalık veya inflamasyon sonucu ortaya çıkar ve genellikle vücudun belirli bir bölgesinde hissedilir. Ağrı, farklı türlerde ve sürelerde yaşanabilir.

Ağrı türleri şunlardır:

  1. Akut ağrı: Ani başlayan ve genellikle kısa süreli olan ağrıdır. Yaralanma, cerrahi müdahale veya hastalık gibi belirli bir nedenle ilişkilendirilebilir.
  2. Kronik ağrı: Uzun süreli ağrıdır ve haftalar, aylar veya yıllar boyunca devam edebilir. Kronik ağrı, devam eden hastalıklar, sinir hasarı veya tedavi edilmemiş yaralanmalarla ilişkili olabilir.
  3. Nöropatik ağrı: Sinir hasarı veya sinir sistemi bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan ağrıdır. Elektrik çarpması, yanma veya karıncalanma gibi hissedilebilir.
  4. Somatik ağrı: Deri, kas ve kemikler gibi vücudun dış kısımlarında hissedilen ağrıdır. Genellikle keskin veya ağrılı olarak hissedilir.
  5. Visceral ağrı: İç organlarda ortaya çıkan ağrıdır ve genellikle belirsiz ve yaygındır.

Ağrı tedavisi, ağrının tipine, şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi, masaj, akupunktur, rahatlama teknikleri ve bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemler bulunmaktadır. Ağrının altında yatan nedenin tedavisi de önemlidir, örneğin enfeksiyonlar, inflamasyonlar veya yaralanmaların uygun şekilde tedavi edilmesi gerekmektedir.

Ağrı – depresyon

Akut ağrı genellikle açık bir nedene sahiptir. Belirli bir süre ve uygun tedaviden sonra kaybolur. Ağrılar mantıklı bir fiziksel uyarı işaretidir ve mevcut hastalıklar hakkında önemli bilgiler sağlar.

Ağrıya sebep olan belirli nedenler yoksa ve bu rahatsızlık 6 aydan uzun sürerse, kronik ağrıdan bahsedilir. Kronik ağrılar, vücudun orijinal uyarı işlevini yerine getirmediğinde ortaya çıkar ve daha ziyade kendi klinik tablolarına, ağrı hastalıklarına dönüşürler. Sürekli baş ağrısı veya sırt ağrısı, fantom ağrı gibi, etkilenenlerin zihinsel durumu üzerinde büyük olumsuz etkilere sahiptirler. Hastalar kendilerini genellikle çaresiz ve umutsuz hissederler, acıya karşı savunmasız, daha az verimli veya dayanıklılıkları normal şartlarda dahi ciddi şekilde kısıtlanmış olarak hissederler. Bu durumdan depresyon gelişebilir ve bu durum da ağrının desteklenmesine ve yoğunlaşmasına yol açar. Böylelikle etkilenen hastalar için bir kısır döngü başlar.

Terapi

Kronik ağrı hastalarının tedavisinin uzun vadeli hedefleri her şeyden önce ağrı ile daha iyi başa çıkmak, ağrı kesicileri azaltmak ve örneğin depresif bozuklukları tedavi ederek yaşam kalitesini iyileştirmektir.

Psikoterapötik tedavi yöntemlerinin kullanımının, özellikle davranış terapisinin bir parçası olan ve yanlış öğrenilmiş davranışı düzeltme ve istenen diğer davranışları geliştirme amacına sahip olan ağrı yönetimi terapisinin çok etkili olduğu kanıtlanmıştır.

Etkilenenler için temel bir yardım olan, kendi dikkatlerinin aktif olarak ağrı ve acıdan uzaklaştırılarak hayattaki diğer güzel şeylere olumlu düşüncelere, hoş aktivitelere yönlendirildiği dikkat dağıtıcı tekniklerin öğrenilmesidir.

Stres ve gerginlik nedeniyle ağrıya duyarlılık arttıkça, hastaların yoga, otojenik eğitim, hipnoz, ilerleyici kas gevşemesi veya tai chi gibi çeşitli gevşeme tekniklerine dahil edilmesi çok önemlidir.

Biofeedback adı verilen, kronik olarak ağrılı olanların bazı vücut fonksiyonları (ağrı ve gevşeme gibi) resmedilir ve bilgisayar destekli ölçüm yöntemlerinin yardımıyla anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu, hastanın ağrısını etkilemesini veya daha spesifik olarak rahatlamasını kolaylaştırır.

Son olarak, spor ve egzersiz terapisi, vücudun algılanması ve kabulünün yanı sıra fiziksel performansı artırmaya yardımcı olur. Fizyoterapötik tedavi yöntemleri (örneğin, elektriksel stimülasyon tedavisi, banyolar, masajlar), ağrıyı hafifleten ve hasta kişinin fiziksel durumlarını iyileştirmesine yardımcı olan diğer tedavi yöntemleridir.

Ağrı ve depresyon, sıklıkla birlikte görülen ve birbirini etkileyen iki durumdur. Ağrı, vücutta rahatsızlık veya acı hissi olarak tanımlanırken, depresyon, sürekli düşük ruh hali, ilgi kaybı ve yaşamdan zevk alamama gibi belirtilerle karakterize edilen bir ruh hali bozukluğudur.

Ağrı ve depresyonun etkileşimi şu şekillerde gerçekleşir:

  1. Ağrı depresyonu tetikleyebilir: Kronik ağrı, yaşam kalitesini düşürür ve stres seviyelerini artırır, bu da depresyon riskini yükseltir. Ağrının sürekliliği ve şiddeti, depresyonun ortaya çıkma olasılığını artırabilir.
  2. Depresyon ağrıyı kötüleştirebilir: Depresyon, ağrıyı daha yoğun ve sürekli hale getirebilir. Depresyondaki bireyler, ağrıyı daha şiddetli ve dayanılmaz olarak algılayabilirler. Ayrıca, depresyonun kendisi de fiziksel ağrı semptomlarına yol açabilir, örneğin baş ağrısı, sırt ağrısı ve kas ağrısı gibi.
  3. Ağrı ve depresyon tedavisi etkileşimi: Ağrı ve depresyonun bir arada olduğu durumlarda, her iki durumun tedavisi de daha karmaşık hale gelir. Ağrıyı hafifletmek için kullanılan bazı ilaçlar, depresyon belirtilerini kötüleştirebilir veya depresyon tedavisine müdahale edebilir. Aynı şekilde, depresyon tedavisi için kullanılan ilaçlar da ağrıyı etkileyebilir.

Ağrı ve depresyonun birlikte ele alınması önemlidir, çünkü her ikisi de yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Tedavi yaklaşımları, bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmalı ve her iki durumun da yönetilmesini hedeflemelidir. İlaç tedavisi, bilişsel davranışçı terapi, fizik tedavi, rahatlama teknikleri ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi tedavi yöntemleri kullanılabilir.

Ağrı – kronik

Ağrı, vücuttaki bir dokuya verilen zararı bildiren alarm sinyalidir.

Akut ağrı genellikle bir hastalığın ilk uyarı işareti olmakla birlikte, kronik ağrı genellikle bağımsız bir klinik tabloya dönüşür. Tedavinin amacı, ağrıdan kurtulmak veya ağrıda bir azalma sağlamaktır, böylece etkilenenler ağrı hissinin oluşturduğu acıları hafifletir yada kaybederler. Uzun süreli bir tedavi süresi ve sabit bir programa göre yeterince etkili bir dozda uzun etkili maddelerin oral kullanımı önemlidir.

Kronik ağrıya yol açabilecek yaygın hastalıklar migren, tümör, nevralji, eklemlerdeki dejeneratif değişiklikler (örn. Artroz), amputasyonlar (fantom ağrı olarak adlandırılır) ve romatoid artit veya kronik pankreatit gibi kronik hastalıklardır.

Kronik ağrı, uzun süreli ve devam eden ağrıdır. Genellikle 3 ila 6 ay veya daha fazla süren ve akut ağrının normal iyileşme sürecinden sonra bile devam eden ağrı olarak kabul edilir. Kronik ağrı, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve fiziksel, duygusal ve sosyal işlevsellik üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir.

Kronik ağrının nedenleri çeşitlidir ve şunları içerebilir:

  1. Devam eden hastalıklar: Kanser, romatoid artrit, fibromiyalji ve osteoartrit gibi kronik hastalıklar sürekli ağrıya neden olabilir.
  2. Sinir hasarı: Sinir hasarı, nöropatik ağrıya yol açarak, özellikle sinir sistemi hastalıkları ve diyabet gibi durumlarla ilişkili olabilir.
  3. Yaralanma veya ameliyat: Yaralanma veya ameliyat sonrasında, bazı durumlarda ağrı, normal iyileşme sürecinden sonra bile devam edebilir.

Kronik ağrının yönetimi ve tedavisi, ağrının nedenine, şiddetine ve bireysel ihtiyaçlara bağlı olarak değişir. Kronik ağrı tedavisinde kullanılan yaklaşımlar şunları içerebilir:

  1. İlaçlar: Ağrı kesiciler, anti-inflamatuar ilaçlar, antidepresanlar ve antikonvülsanlar gibi ilaçlar ağrının yönetilmesine yardımcı olabilir.
  2. Fizik tedavi: Kas güçlendirme, esneklik ve dayanıklılığı artırmaya yardımcı olan egzersizler ve teknikler içerir.
  3. Akupunktur: Vücuda ince iğneler yerleştirilerek enerji akışını düzenlemeye ve ağrıyı hafifletmeye çalışan geleneksel Çin tıbbı yöntemi.
  4. Bilişsel davranışçı terapi (CBT): Ağrı ile başa çıkmak ve ağrıyı yönetmek için düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeye odaklanan psikoterapi türü.
  5. Rahatlama teknikleri: Meditasyon, derin nefes alma ve ileri düzeyde gevşeme teknikleri gibi yöntemler kullanarak ağrı ve stresi hafifletmeye yardımcı olabilir.
  6. Yaşam tarzı değişiklikleri: Düzenli egzersiz, uyku düzenini iyileştirme ve stres yönetimi, kronik ağrıyı yönetmeye yardımcı olabilir.

Kronik ağrının tedavisi, multidisipliner bir yaklaşım gerektirebilir ve çeşitli tedavi yöntemler

Ağrı bozukluğu

Fiziksel nedenleri olmadıkça, ağrı sayısız zihinsel bozukluk ve hastalığın – örneğin (larva) depresyonun bir belirtisidir. Antidepresanlar (örn. Amitriptilin, duloksetin) nöropatik ağrının (nevralji, polinöropati) tedavisinde özel bir rol oynar.

Ağrı bozukluğu, organ patolojik bulguları olmayan kalıcı ağrıdır. Somatoform bozukluklara aittir. Hastalar bir veya daha fazla bölgede kronik ağrı çeker. Ağrı bozuklukları kadınlar tarafından daha sık görülür. Hastalar, kökenleri açıklanamayan ve başka bir fiziksel hastalık veya ilaç kullanımının sonucu olmayan fiziksel semptomlarla akut veya kronik ağrıya sahiptirler. Semptomlar, ilgili kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde bozar. Ağrı, hastalarda hareketsizliğe, pasifliğe neden olur ve tıbbi yardımı vazgeçilmez kılar. Uyku bozuklukları ve yorgunluk gibi diğer problemler de ortaya çıkar. Depresyon ve anksiyete oluşabilir.

„Ağrı bozukluğu“, vücutta ağrı hissine neden olan bir dizi durumu ifade eder. Ağrı bozukluğu, ağrının süresi, şiddeti, yerleşim yeri ve nedenine bağlı olarak farklı türleri vardır.

Ağrı bozuklukları şunları içerebilir:

  1. Nöropatik ağrı: Sinir hasarı veya sinir sistemi bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan ağrıdır. Elektrik çarpması, yanma veya karıncalanma gibi hissedilebilir.
  2. Fibromiyalji: Ağrıyan kaslar, yorgunluk, baş ağrısı, uykusuzluk ve diğer semptomlarla karakterize edilen kronik bir ağrı bozukluğudur.
  3. Migren: Şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, ışığa ve sese duyarlılık gibi semptomlarla karakterize edilen bir ağrı bozukluğudur.
  4. Sırt ağrısı: Sırtta ağrı hissine neden olan bir dizi durumu ifade eder. Kas gerilmesi, sinir hasarı, omurga deformiteleri, disk hernileri ve diğer nedenler sırt ağrısına neden olabilir.
  5. Osteoartrit: Eklemlerde ağrıya, şişmeye ve sertliğe neden olan bir dejeneratif eklem hastalığıdır.
  6. Kanser ağrısı: Kanser veya kanser tedavisi nedeniyle ortaya çıkan ağrıdır.

Ağrı bozukluklarının tedavisi, ağrının türüne, şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri arasında ağrı kesici ilaçlar, fizik tedavi, masaj, akupunktur, rahatlama teknikleri ve bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemler bulunmaktadır. Ayrıca, ağrının altında yatan nedenin tedavisi de önemlidir.

Ağrı bozukluğu – kalıcı (somatoform)

Fizyolojik ve fiziksel nedenleri tam olarak açıklanamayan simüle edilmemiş kronik ağrıya sahip bozukluk. Psikolojik faktörler gelişim ve bakımda önemli bir rol oynamaktadır.

„Ağrı bozukluğu – kalıcı (somatoform)“ terimi, belirgin bir tıbbi nedeni olmayan ve en az 6 aydır devam eden kronik ağrıya atıfta bulunan bir terimdir. Bu terim, somatoform bozuklukların bir alt kategorisidir.

Somatoform bozukluklar, tıbbi bir nedeni olmayan ve bedensel semptomlarla karakterize olan bir dizi psikiyatrik hastalığı ifade eder. Ağrı bozukluğu – kalıcı (somatoform) da bunlardan biridir ve kronik ağrının ana semptomu olduğu bir bozukluktur.

Ağrı bozukluğu – kalıcı (somatoform), ağrının tıbbi bir nedeni olmamasına rağmen, kişinin hayatını olumsuz etkileyebilir ve işlevsellikte bozulmalara yol açabilir. Tedavi, bir psikiyatrist veya psikolog tarafından gerçekleştirilen bilişsel davranışçı terapi, rahatlama teknikleri, ilaç tedavisi veya diğer psikoterapi yöntemleri gibi tedavileri içerebilir.

Ağrı bozukluğu – kalıcı (somatoform), kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve bazen ağrının somatik bir nedeni olduğu durumlarda dahi teşhis ve tedavisi zor olabilir. Bu nedenle, hastaların tedavi edilebilecekleri konusunda umutlu olmaları ve uygun bir tedavi planı oluşturmak için uzman bir sağlık ekibi ile çalışmaları önemlidir.