Akıl

Bu insanların bilişsel yetenekleri veya içgörüsüdür.

Terim felsefeden gelir ve insanın şeyleri zihinsel olarak kavrama veya düşünme yeteneğini tanımlar.

Zihin terimi genellikle akıl terimi için eşanlamlı olarak kullanılır. Ancak, akıl aynı zamanda akıl, bilinç veya ruh anlamına da gelir.

Akıl, insanların düşünme, öğrenme, anlama, problem çözme, karar verme ve değerlendirme gibi bilişsel süreçleri gerçekleştirmelerine olanak tanıyan zihinsel yetenekler bütünüdür. Akıl, mantık, muhakeme, algı, hafıza ve dikkat gibi bir dizi zihinsel süreci ve fonksiyonu içerir.

Akıl, insanların dünyayı anlamalarını, çevrelerine uyum sağlamalarını ve yaşamlarında başarılı olmalarını sağlayan temel bir araçtır. İnsanlar aklı kullanarak, bilgi edinebilir, kavramlar ve fikirler oluşturabilir, geleceği tahmin edebilir ve sosyal ilişkiler kurabilir.

Ayrıca akıl, insanların ahlaki ve etik değerler geliştirmelerine ve insan yaşamının anlamını sorgulamalarına da yardımcı olur. Bu nedenle akıl, insanın kendine özgü bilinç ve özgür iradeyle alakalıdır.

Akıl, insan beyninin karmaşık yapısı ve işleyişinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Beyin, sayısız nöron ve bağlantıları aracılığıyla bilgiyi işler ve depolar, böylece insanların düşünme ve öğrenme yeteneklerini sürdürmesine olanak tanır.

Felsefe, psikoloji ve nörobilim gibi birçok disiplin, akıl kavramını ve insan zihniyle ilgili sorunları incelemektedir. Bu alanlar, akıl ve zihnin doğası, işleyişi ve gelişimi hakkında daha fazla bilgi edinmek için farklı yaklaşımlar ve yöntemler kullanır.

Akıl hastalığı sonrası kalıcı değişiklikler

Bu, premorbid seviyeye, yani bozukluğun başlamasından önceki duruma göre travma sonrası bir kişilik değişikliğidir.

Semptomlar özellikle psikolojik felç, yüksek derecede bağımlılık, artan bakım isteği, kendilerine yetememe yada yardım edememe, sürekli şikayetçi olma durumu, kararsız ruh hali ve iyileşmeye genel bir ilgi eksikliği içerir.

Akıl hastalığı sonrası kalıcı değişiklikler, bir bireyin yaşadığı psikiyatrik veya zihinsel bozukluktan sonra uzun süreli veya kalıcı etkilerdir. Bu değişiklikler, hastalığın şiddeti, süresi, tedaviye verilen yanıt ve kişinin genel sağlığına bağlı olarak farklılık gösterebilir. Akıl hastalıkları, duygu durumu, düşünme ve davranışı etkileyen karmaşık bozukluklardır ve çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir.

Akıl hastalığı sonrası kalıcı değişiklikler şunları içerebilir:

  1. Bilişsel değişiklikler: Bellek, dikkat, konsantrasyon ve problem çözme gibi bilişsel işlevlerde kalıcı zorluklar yaşayabilirler.
  2. Duygusal değişiklikler: Duyguların düzenlenmesinde kalıcı sorunlar, duygusal istikrarsızlık, anksiyete veya depresyon yaşayabilirler.
  3. Sosyal değişiklikler: Sosyal becerilerde ve ilişkilerde kalıcı zorluklar yaşayabilirler, sosyal çekilme veya uyumsuz sosyal davranışlar sergileyebilirler.
  4. İşlevsel değişiklikler: Günlük yaşam becerileri, eğitim veya iş performansında kalıcı azalmalar yaşayabilirler.

Akıl hastalığı sonrası kalıcı değişikliklerle başa çıkmak için, bireylerin uygun tedavi ve destek hizmetlerine erişimi önemlidir. Bu hizmetler, ilaçlar, terapi, yaşam becerileri eğitimi ve sosyal destek gibi çeşitli müdahaleleri içerebilir. Ayrıca, hastalardaki kalıcı değişikliklerin farkında olan ve bunlarla başa çıkmalarına yardımcı olan bir destek ağı da önemlidir.

Eğer siz veya tanıdığınız biri akıl hastalığı sonrası kalıcı değişiklikler yaşıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanı, psikolog veya psikiyatristle görüşmek önemlidir. Bu profesyoneller, durumu değerlendirebilir ve en uygun tedavi ve destek hizmetlerini sunabilir.

Akıl hastalığı sonrası süregelen kişilik değişimi

Psikolojik açıdan, bu psikiyatrik hastalıklardan sonra ortaya çıkabilecek uzun süreli bir değişikliktir.

Etkilenen insanlar genellikle tecrit ve pasifliğe sığınırlar. Değişken ruh hallerine veya hipokandriakal davranışa yol açabilir. Genel olarak, kişinin sosyal entegrasyonu açısından olumsuz sonuçlar meydana gelir. Kesin teşhis yapabilmek için kişinin tıbbi geçmişi, önceki akıl hastalıkları veya kişilik bozuklukları anlaşılarak elimine etmek çok önemlidir.

Böyle değişiklikler aşırı stres altında da meydana gelebilir. Burada tespit edilmesi gereken ciddi kazalardan veya çoğunlukla kötü olaylardan sonra meydana gelen uzun süreli kişilik değişikliğidir. Bu tür olaylar doğal afetler olabildiği gibi, silah tehditleri, adam kaçırma ve tecavüz ya da işkence gibi insan hayatını tehdit eden durumlar da olabilir. Bu gibi durumlarda, olaydan hemen sonra, bazende daha sonra ortaya çıkan travma meydana gelir.

Sonuçlar genellikle başkalarına karşı uzak veya düşmanca bir tutum, doğası gereği sosyal sınırlama, yorgunluk ve intihar düşünceleri, cinsel bozukluklar, suçluluk duygusu, utanç, ağrı veya umutsuzluktur. Tüm bu sonuçlar tıbbi veya psikoterapötik olarak tedavi edilmelidir. Ancak ampirik olarak görülmesine rağmen, birçok durumda travmanın sonuçları tedavi ile neredeyse tamamen gerilemektedir.

Her ikisi de ortak olarak, tıbbi geçmişte, kişilikteki mevcut değişikliği açıklayabilecek, bilinen bir kişilik bozukluğu olmadığını, kişilikteki değişimin en az iki yıldır var olduğunu, başka bir akıl hastalığının tezahürü olmadığını ve beyin hasarı veya hastalığından kaynaklanmadığını ortaya koymuştur.

En az iki yıl boyunca var olan ciddi bir psikiyatrik hastalığın travmatik deneyimine dayanan bir kişilik değişikliği. Değişiklik, önceden var olan bir kişilik bozukluğu ile açıklanamaz ve bu durum şizofreninin kalıntı durumundan ve önceki bir zihinsel bozukluğun diğer eksik regresyon durumlarından ayırt edilmiş olmalıdır.

Yüksek derecede bağımlılık ile karakterize diğerlerinin beklenti ve beklentilerinin yanı sıra, hastalığın onları değiştirdiği veya damgaladığı inancı, etkilenenlerde kişisel izolasyonun yanı sıra kendisine yakın ve güvenebileceği kişisel ilişkiler kuramama ve sürdürememe yolunu açar. Ayrıca pasiflik, ilgi alanlarının daralması ve boş zaman aktivitelerinin ihmali gibi, hastalığa ilişkin sürekli şikayetler, sıklıkla hipokondriyal şikayetler ve hastalanma davranışı, disforik veya değişken ruh hali, mevcut bir zihinsel bozukluğun veya duygusal rezidüel semptomları olan önceki bir zihinsel bozukluğun varlığına dayanmaz.

Akıl hastalığından sonra kalıcı kişilik değişikliği tanısı koymak için aşağıdaki kriterler yerine getirilmelidir:

  1. Etkilenen kişilerin, çevreleri ve kendileri ile ilgili olarak, hastanın artık semptomlar olmaksızın klinik olarak iyileştiği bir veya daha fazla psikiyatrik hastalık atakından sonra, algılaması, ilişkisi ve düşünülmesinde açık ve kalıcı bir değişiklik kanıtı.

  2. Kişilik değişikliği açıklanmalı ve aşağıdaki semptomlardan en az ikisi ile kanıtlanan esnek olmayan ve uygunsuz davranış göstermelidir:

  • Başkalarına bağımlılık (başkalarının etkilenenlerin yaşamı için sorumluluk alacağı beklentisinin pasif kabulü, kendi önemli alanlarından hoşlanmama (kendi geleceği ile ilgili kararlarda),

  • Sosyal çekilme veya izolasyon delüzyonel mahkumiyet veya duygusal hastalığın bir sonucu olarak değiştirilmesi veya damgalanması. Bu inanç veya his toplumun tutumları ile güçlendirilebilir, ancak tamamen nesnel sosyal koşullardan türetilemezler. Başkaları tarafından ahlaki hor görmeye karşı korumasız olma hissi (narsistik hakaret) de bir özellik olabilir. Kalıcı bir kişilik özelliği ise böyle bir duygu olmalıdır veya görülmelidir.

  • pasiflik, azalan ilgi ve geçmişteki boş zaman faaliyetlerinin ihmal edilmesi (bu durum sosyal izolasyonu artırabilir)

  • Etkilenenlerin benlik algısındaki değişiklikler, bu da sürekli olarak hasta olduğu duygusuna yol açar. Bu durum hipokondriyakal davranış ve psikiyatrik veya diğer tıbbi hizmetlerin artan kullanımı ile ilişkili olabilir.

  • ilgili kişinin özel yararlar veya özel ilgi veya tedaviye ihtiyaç duyma hissi ile başkalarından elde etmeyi beklediği beklentiler.

  • ani bir zihinsel bozukluk veya artık duygusal semptomları olan önceki bir zihinsel bozukluktan kaynaklanmayan disforik veya dengesiz ruh hali.

  1. Psikiyatrik bir hastalıktan sonra kişilik değişikliği, ilgili kişinin öznel duygusal deneyimi, ayrıca önceki adaptasyon ve kırılganlık, hastalıktan sonra diğerlerinin davranışlarındaki açık tutumları ve tepkileri de dahil olmak üzere hasta için anlaşılabilir olması çok önemlidir.

  2. Kişilik değişikliği, günlük hayatı sürdürmede önemli bir bozulmadır. Etkilenen insanlar için öznel bir acı olarak veya sosyal çevreleri açısından olumsuz etkiler ile sonuçlanır.

  3. Geçmişte (önceden) var olan bir kişilik bozukluğuna veya yetişkinlikte bu duruma karakteristik vurgulamaya ya da ergenlik döneminde mevcut kişilik özelliklerini açıklayabilecek bir kişilik ya da gelişimsel bozukluğa dair bir kanıt yoktur.

  4. Kişilik değişikliği en az iki yıl devam etmiş ve başka bir zihinsel bozukluğun bir tezahürü olmadığı tespit edilmiş ve ciddi beyin hasarı veya hastalığının bir sonucu olarak görülmez.

Kalıcı kişilik değişiklikleri, beynin hasar veya hastalığının sonucu değildir.

Akıl hastalığı sonrası süregelen kişilik değişimi, bir bireyin yaşadığı psikiyatrik veya zihinsel bozukluktan sonra kişilik özelliklerinde ve davranışlarında meydana gelen kalıcı veya uzun süreli değişiklikleri ifade eder. Bu değişiklikler, hastalığın şiddetine, süresine, tedaviye verilen yanıta ve kişinin genel sağlığına bağlı olarak farklılık gösterebilir.

Süregelen kişilik değişimi, bireyin önceden göstermediği kişilik özellikleri veya davranış kalıplarının ortaya çıkmasıyla kendini gösterebilir. Örneğin, bir kişi daha önce sosyal ve dışa dönükken, akıl hastalığından sonra içine kapanık ve sosyal çevreden uzaklaşmış olabilir.

Akıl hastalığı sonrası süregelen kişilik değişiklikleri şunları içerebilir:

  1. Duygusal değişiklikler: Duygusal istikrarsızlık, sürekli anksiyete veya depresyon halleri gibi duygusal düzenleme zorlukları yaşayabilirler.
  2. İlgilere ve değerlere yönelik değişiklikler: Bireyin ilgi alanları, değerleri ve öncelikleri değişebilir ve bu da sosyal ve mesleki yaşamlarında farklı seçimler yapmalarına yol açabilir.
  3. Sosyal ve ilişkisel değişiklikler: Sosyal becerilerinde ve ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir, sosyal çekilme veya uyumsuz sosyal davranışlar sergileyebilirler.
  4. İşlevsellik ve uyum: Günlük yaşam becerileri, eğitim veya iş performansında süregelen azalmalar yaşayabilirler.

Akıl hastalığı sonrası süregelen kişilik değişiklikleriyle başa çıkmak için, bireylerin uygun tedavi ve destek hizmetlerine erişimi önemlidir. Bu hizmetler, ilaçlar, terapi, yaşam becerileri eğitimi ve sosyal destek gibi çeşitli müdahaleleri içerebilir. Ayrıca, hastalardaki süregelen kişilik değişikliklerinin farkında olan ve bunlarla başa çıkmalarına yardımcı olan bir destek ağı da önemlidir.

Eğer siz veya tanıdığınız biri akıl hastalığı sonrası süregelen kişilik değişiklikleri yaşıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanı, psikolog veya psikiyatristle görüşmek önemlidir. Bu profesyoneller, durumu değerlendirebilir ve en uygun tedavi ve destek hizmetlerini sunabilir.

Akıl zayıflığı

Zihinsel hastalıkların sözde deliliğinin aksine, zekanın veya diğer yeteneklerin zayıflığı için kullanılan bir terim.

Akıl zayıflığı, bireyin bilişsel işlevlerinde ve zihinsel yeteneklerinde zayıflık veya eksiklik yaşadığı bir durumu ifade eder. Bu terim, genellikle kişinin problem çözme, öğrenme, düşünme ve diğer zihinsel süreçlerde zorluk çektiğini belirtmek için kullanılır. Akıl zayıflığı, bireyin günlük yaşamında, eğitiminde ve sosyal ilişkilerinde önemli zorluklara yol açabilir.

Akıl zayıflığına neden olan faktörler şunları içerebilir:

  1. Genetik ve doğumsal faktörler: Bazı genetik ve doğumsal bozukluklar, bireyin zihinsel yeteneklerini etkileyebilir.
  2. Beyin hasarı veya travma: Doğum sırasındaki komplikasyonlar, kafa travması veya enfeksiyonlar gibi faktörler, beyin hasarına ve buna bağlı zihinsel işlevlerde zayıflığa yol açabilir.
  3. Psikiyatrik ve nörolojik bozukluklar: Depresyon, anksiyete, şizofreni ve otizm gibi psikiyatrik ve nörolojik bozukluklar, bireyin zihinsel yeteneklerini etkileyebilir.
  4. Sosyoekonomik ve çevresel faktörler: Yetersiz beslenme, eğitime erişim eksikliği ve zorlu yaşam koşulları gibi faktörler, bireyin zihinsel gelişimini ve yeteneklerini etkileyebilir.

Akıl zayıflığı olan bireylerin tedavisi ve desteklenmesi, altta yatan nedenlere ve bireysel ihtiyaçlarına bağlı olarak değişir. Genellikle, bireyin yaşam kalitesini ve işlevselliğini artırmaya yönelik hedeflerle, özel eğitim, terapi, yaşam becerileri eğitimi ve sosyal destek gibi hizmetler sunulabilir.

Eğer siz veya tanıdığınız biri akıl zayıflığı yaşıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanı, psikolog, nörolog veya psikiyatristle görüşmek önemlidir. Bu profesyoneller, durumu değerlendirebilir ve en uygun tedavi ve destek hizmetlerini sunabilir.

Akılcı Duygusal Terapi (RET)

Basitçe söylemek gerekirse, mantıksız ve çarpık fikirleri (işlevsiz varsayımlar) sağlıklı olanlarla değiştirmek için uygulanan bir bilişsel psikoterapi biçimidir.

Akılcı Duygusal Terapi, Albert Ellis tarafından geliştirildi ve ilk olarak 1955’te tanıtıldı. Bu terapi davranış terapisinin bir parçasıdır.

Ellis, şu anda etkinliği açısından bilimsel olarak kanıtlanmış en iyi terapötik yöntemler arasında olan bilişsel terapilerin babası olarak kabul edilmektedir. RET’in özellikle anksiyete ve depresyon tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmıştır, ancak diğer zihinsel bozukluklar için de kullanılabilir.

Ellis tarafından tarif edilen mantıksız ve çarpık fikirler dört temel kategoride özetlenmiştir. Katı düşünce duygusal bozuklukların merkezindedir:

  • Mutlak talepler: Arzular mutlak talepler haline gelir („Yapmak zorundayım …“, „Diğerleri yapmak zorunda …“, „Dünyaya gerekir …“) Bundan üç aşırı inanç daha elde edilir:
  • Küresel olumsuz benlik ve dış değerlendirmeler: Bireysel özellikler ve davranışlar yerine, bir bütün olarak kişi devalüe edilir („Ben değersizim / başarısızım …“, „Diğeri daha iyi …“).
  • Felaket senaryoları: İstenmeyen olaylar aşırı derecede abartılıyor („Kesinlikle korkunç olurdu …“).
  • Hayal kırıklığına karşı düşük tolerans: Olumsuz olaylara dayanamayacağım inancı („Eğer öyleyse dayanamam …“).

Ellis’e göre, insanlar zaten akıl dışı düşünceye bir eğilim ile doğarlar. Akılcı olmayan değerlendirme modelleri daha sonra mevcut stresli yaşam durumlarında aktive edilir. Bu durumda bilişsel zayıflıktan söz edilir. Daha sonra terapi ile, örneğin Sokratik diyalog yöntemini kullanarak akıl dışı inançları belirlemeye, sorgulamaya ve değiştirilmeye çalışılır.

Akılcı Duygusal Terapi (Rational Emotive Behavior Therapy, REBT), psikolog Albert Ellis tarafından 1950’lerde geliştirilen bilişsel-davranışçı bir psikoterapi yöntemidir. REBT, insanların yaşadıkları duygusal ve davranışsal sorunların temelinde, mantıksız ve hatalı düşüncelerin ve inançların bulunduğunu savunur. Bu terapi, bireylerin bu hatalı düşüncelerini fark etmelerine, sorgulamalarına ve daha sağlıklı düşünce ve inançlara dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçlar.

REBT, aşağıdaki temel prensiplere dayanır:

  1. Aktivasyon (Activation): Bireyin yaşadığı zorlu veya stresli bir olay ya da durum.
  2. İnançlar (Beliefs): Bireyin bu olay ya da durum hakkında sahip olduğu düşünceler ve inançlar.
  3. Sonuçlar (Consequences): İnançlardan kaynaklanan duygusal ve davranışsal sonuçlar.

REBT süreci, bireyin aktivasyon, inançlar ve sonuçlar arasındaki ilişkiyi anlamasına ve hatalı düşüncelerini değiştirmeye yönelik teknikler öğrenmesine odaklanır. Terapist, bireyin mantıksız inançlarını sorgulamalarına ve zorlamalarına yardımcı olarak, daha uyumlu ve sağlıklı düşünceler ve inançlar geliştirmelerine destek olur.

REBT, depresyon, anksiyete, öfke, stres ve daha pek çok duygusal ve davranışsal sorunun tedavisinde etkili olduğu düşünülen bir terapi yöntemidir. Bu terapi, bireylerin daha sağlıklı düşünce ve inançlar geliştirerek, duygusal ve davranışsal zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olmayı amaçlar.

Akılda tutma bozuklukları

Etkilenenler sadece yeni duyusal izlenimleri yaklaşık 10 dakika boyunca akılda tutabilirler.

Akılda tutma bozuklukları, bireylerin bellek süreçlerinde yaşadığı zorluklar veya eksikliklerle ilgilidir. Bu bozukluklar, öğrenme, hatırlama, bilgiyi işleme ve bellekte saklama gibi bellek işlevlerinin herhangi bir yönünü etkileyebilir. Akılda tutma bozuklukları, yaşa bağlı bellek kaybından, nörolojik veya psikiyatrik bozukluklardan kaynaklanan daha karmaşık bellek sorunlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.

Akılda tutma bozukluklarının çeşitli nedenleri olabilir:

  1. Yaşlanma: Yaşlanma süreci, özellikle yaşlı bireylerde hafıza ve konsantrasyon gibi bilişsel işlevlerde doğal bir azalmaya neden olabilir.
  2. Nörolojik bozukluklar: Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve multipl skleroz gibi nörolojik bozukluklar, bellek işlevlerinde bozulmalara yol açabilir.
  3. Beyin hasarı: Kafa travması, inme veya beyin tümörleri gibi beyin hasarına yol açan durumlar, bellek süreçlerini etkileyebilir.
  4. Psikiyatrik bozukluklar: Depresyon, anksiyete ve bipolar bozukluk gibi psikiyatrik durumlar, bilişsel işlevlerde ve özellikle bellekte geçici veya sürekli zorluklara yol açabilir.
  5. İlaçlar ve madde kullanımı: Bazı ilaçlar ve madde kullanımı, bireylerin bellek işlevlerini etkileyebilir ve hafıza sorunlarına yol açabilir.

Akılda tutma bozuklukları olan bireylerin tedavisi ve desteklenmesi, altta yatan nedenlere ve bireysel ihtiyaçlarına bağlı olarak değişir. Tedavi yaklaşımları şunları içerebilir:

  1. İlaç tedavisi: Belirli durumlarda, hafıza sorunlarını yönetmeye yardımcı olan ilaçlar kullanılabilir.
  2. Bilişsel terapi ve rehabilitasyon: Bellek becerilerini geliştirmeye ve bilişsel işlevleri desteklemeye yönelik bireysel veya grup terapileri.
  3. Yaşam becerileri eğitimi ve destek hizmetleri: Bireylerin günlük yaşamında bağımsızlığı artırmaya yardımcı olan eğitim ve destek hizmetleri.

Akılda tutma bozukluğu yaşayan bireyler için, bir nörolog, psikolog veya psikiyatristle görüşmek önemlidir. Bu profesyoneller, durumu değerlendirebilir ve en uygun tedavi ve destek hizmetler lerini sunabilir. Ayrıca, yaşam tarzı değişiklikleri, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve uyku düzeni gibi faktörlerin, genel bilişsel işlevler üzerinde olumlu etkileri olabilir.

Akılda tutma bozuklukları olan bireyler ve aileleri için sosyal destek ve psiko-eğitim de önemlidir. Bu, akılda tutma bozukluklarına ilişkin bilgi ve becerilerin paylaşılmasını ve sosyal çevrede anlayış ve destek sağlamaya yönelik çalışmaları içerir.

Sonuç olarak, akılda tutma bozuklukları, bireylerin bellek süreçlerinde yaşadığı zorlukları ifade eder. Bu bozukluklar, çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir ve tedavisi, altta yatan nedenlere ve bireysel ihtiyaçlara bağlı olarak değişir. Ruh sağlığı uzmanları, durumu değerlendirebilir ve en uygun tedavi ve destek hizmetlerini sunarak bireylerin yaşam kalitesini ve işlevselliğini artırmalarına yardımcı olabilir.

Akılda tutma yeteneği

Güncel durumları, algılamaları ve deneyimleri kısa süreliğine yeni bellekte saklayabilme yeteneği.

Belleğinin çalışma performansı. Bu yetenek anterograd amnezide bozulmaktadır.

Akılda tutma yeteneği, bireylerin yeni bilgileri öğrenme, hatırlama ve bu bilgileri zihinsel olarak işleme ve kullanma becerisidir. Bu yetenek, bilişsel işlevlerin temel bir bileşenidir ve günlük yaşamda, öğrenme süreçlerinde ve problem çözme becerilerinde önemli bir rol oynar. Akılda tutma yeteneği, hafıza ve konsantrasyon gibi farklı bellek işlevlerinin birleşimiyle gerçekleşir.

Akılda tutma yeteneği, genellikle üç ana bellek türü ile ilişkilendirilir:

  1. Algısal bellek: Görsel, işitsel ve diğer duyusal bilgilerin kısa süreli olarak saklandığı bellek türüdür.
  2. Kısa süreli bellek (çalışma belleği): Bilgilerin birkaç saniye ila birkaç dakika boyunca tutulduğu ve işlendiği bellek türüdür. Çalışma belleği, problem çözme ve karar verme süreçlerinde önemli bir rol oynar.
  3. Uzun süreli bellek: Bilgilerin uzun vadeli olarak saklandığı ve gerektiğinde hatırlanabildiği bellek türüdür. Uzun süreli bellek, genellikle öğrenme ve deneyimlere dayalı bilgi depoları olarak düşünülür.

Akılda tutma yeteneği, yaşa, sağlık durumuna, zihinsel uyarılma düzeyine ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak değişebilir. Aşağıdaki faktörler akılda tutma yeteneğini etkileyebilir:

  1. Yaş: Yaşlanma süreci, bilişsel işlevlerde doğal bir azalmaya neden olabilir, ancak yaşlı bireylerde bile akılda tutma yeteneği korunabilir ve geliştirilebilir.
  2. Sağlık durumu: Nörolojik ve psikiyatrik bozukluklar, beyin hasarı ve hormonal dengesizlikler, akılda tutma yeteneğini etkileyebilir.
  3. Uyaran düzeyi: Zihinsel uyarılma düzeyi ve etkinlik, bellek işlevlerinin performansını etkileyebilir. Yeterli uyaran ve zihinsel aktivite, akılda tutma yeteneğini artırabilirken, düşük uyaran düzeyleri ve monotonluk bellek süreçlerini olumsuz etkileyebilir.
  4. Yaşam tarzı faktörleri: Beslenme, uyku, egzersiz ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı faktörleri, akılda tutma yeteneği üzerinde önemli etkiler yapabilir.

Akılda tutma yeteneğini geliştirmeye yönelik stratejiler arasında düzenli zihinsel egzersizler, sağlıklı beslenme, uygun uyku düzeni, fiziksel aktivite ve stres yönetimi yer alır. Ayrıca, öğrenme ve hatırlama tekniklerini kullanmak, bilgileri daha etkili bir şekilde öğrenmeye ve hatırlamaya yardımcı olabilir. Bu teknikler arasında özetleme, öğrenme materyalini parçalara ayırma (parçalı öğrenme), hikâyeleştirme ve kelime ilişkilendirme gibi yöntemler bulunur.

Bazı durumlarda, akılda tutma yeteneğindeki zorluklar altta yatan nörolojik veya psikiyatrik bozukluklardan kaynaklanabilir. Bu durumda, uygun tıbbi değerlendirme ve tedavi önemlidir. Ruh sağlığı uzmanları, bilişsel işlevlerde ve akılda tutma yeteneğinde yaşanan zorlukların değerlendirilmesine ve en uygun tedavi ve destek hizmetlerinin sunulmasına yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, akılda tutma yeteneği, bireylerin bilgileri öğrenme, hatırlama ve kullanma becerisidir. Bu yetenek, yaşa, sağlık durumuna, zihinsel uyarılma düzeyine ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olarak değişebilir. Akılda tutma yeteneğini geliştirmeye yönelik stratejiler ve uygun tıbbi değerlendirme ve tedavi, bireylerin yaşam kalitesini ve işlevselliğini artırmalarına yardımcı olabilir.

Akış teorisi (psikoloji)

Akış, bir aktivitede kişiye haz veren tam motivasyon hissi, bir başka deyişle aktivite çılgınlığı veya işlev arzusu ile ifade edilir.

Akış teorisi, riskli sporlarla ilgili olarak Mihaly Csikszentmihalyi tarafından geliştirildi. Akış ile kalp atışlarının tutarlılığı, solunum ve kan basıncının optimal senkronizasyonu dengelenebilir.

Bu durumda, duyguları kontrol eden limbik sistem ile bilinç ve akıl için var olan kortikal sistem / neokorteks arasında tam bir uyum vardır.

Akış´ı deneyimleyen kişi kendini unutma halindedir. Kişinin tamamen bir şeyle meşgul olduğu ve kendisiyle uyumlu olduğu bir faaliyete dalarak kendini unutmasıdır.

Bir akış deneyimi, örneğin oyun oynarken veya spor etkinlikleri sırasında ortaya çıkabilir.

Mevcut beceriler ve mevcut eylem gereksinimleri arasındaki bir eşleşmeyle ilişkilendirilir.

Akış teorisi, Macar-Amerikalı psikolog Mihaly Csikszentmihalyi tarafından geliştirilmiş bir psikoloji teorisidir. Bu teori, insanların belirli etkinlikler sırasında yaşadıkları en yüksek mutluluk ve tatmin düzeylerini açıklamak için kullanılır. Akış, bir kişinin tamamen bir etkinliğe daldığı, zamanın ve çevresel faktörlerin farkında olmadığı ve kendini etkinliğin içinde kaybettiği bir zihin durumunu ifade eder.

Akış teorisi, insanların ne zaman en iyi performanslarını sergilediklerini ve en çok tatmin olduklarını anlamaya yardımcı olur. Akış deneyimi, genellikle aşağıdaki özelliklere sahip olduğunda gerçekleşir:

  1. Hedef belirginliği: Etkinliğin net ve anlaşılır hedeflere sahip olması.
  2. Geri bildirim: Etkinliğin sonuçları hakkında hızlı ve net geri bildirim sağlaması.
  3. Beceri ve zorluk dengesi: Etkinliğin, bireyin beceri düzeyine uygun zorluk seviyesine sahip olması. Eğer bir etkinlik çok kolay veya çok zor olursa, akış deneyimi yaşanmayabilir.
  4. Kontrol hissi: Bireyin, etkinliği yönlendirebildiğine ve üzerinde kontrol sahibi olduğuna inanması.
  5. Eylem ve bilincin birleşmesi: Bireyin, düşüncelerinin ve eylemlerinin uyumlu bir şekilde birleştiği ve etkinliğe odaklandığı bir zihin durumu.
  6. Zamanın algısında değişiklikler: Akış durumunda, birey zamanın hızlı geçtiğini veya durduğunu hissedebilir.
  7. Otonom motivasyon: Etkinlik, içsel motivasyon ve kişisel tatmin sağladığında, akış deneyimi daha olasıdır.
  8. Kendi bilincinden kaybolma: Birey, etkinliğe o kadar dalar ki, kendisi ve çevresi hakkındaki düşüncelerini unutur.

Akış teorisi, eğitim, spor, sanat, iş ve diğer alanlarda performansı ve yaşam kalitesini artırmak için kullanılabilir. Bireyler ve organizasyonlar, akış deneyimini teşvik eden koşulları yaratmak ve sürdürmek için stratejiler geliştirebilirler. Akışın yaşanması, bireylerin daha yüksek mutluluk düzeylerine ulaşmasına ve daha tatmin edici bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir.