Belli bir hedefe az çok bilinçli olarak ulaştıracak davranışlar.
Amaç reaksiyonu, psikoloji ve nöroloji alanlarında, hedefe yönelik ve bilinçli bir eylemin sonucu olarak gerçekleşen motor yanıtı ifade eder. Bu terim, genellikle bir kişinin bir uyaranla karşılaştığında, belirli bir hedefe ulaşmak amacıyla gerçekleştirdiği hareketleri anlatır. Örneğin, bir kişi masada duran bir bardağı almak istediğinde, amaç reaksiyonu, bardağı almak için gerçekleştirdiği hareketlerdir.
Amaç reaksiyonlarını incelemek, beyin ve sinir sistemi araştırmalarında önemlidir, çünkü bu tür hareketler, motor kontrol ve koordinasyon, duyu ve algı, öğrenme ve hafıza gibi nörolojik ve psikolojik süreçlerle yakından ilişkilidir. Ayrıca, amaç reaksiyonlarının bozulması, bazı nörolojik hastalıkların veya yaralanmaların erken belirtisi olabilir ve teşhis ve tedavi süreçlerinde önemli bilgiler sunabilir.
„Amaksofobi“ veya „anaxophobia“ terimi, otorite figürlerine veya liderlere karşı duyulan korku ve kaygıyı ifade eder. Bu terim, genellikle bir kişinin otorite figürleriyle (örneğin patronlar, öğretmenler veya polis memurları gibi) etkileşime girme durumlarında aşırı kaygı ve rahatsızlık yaşaması durumlarında kullanılır.
Amaksofobi, sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğunun bir alt türü olarak düşünülebilir. Sosyal fobi, başkalarının yargılarından ve reddedilmekten korkma ile karakterizedir ve genellikle sosyal etkileşimler sırasında aşırı kaygı, stres ve rahatsızlık yaşanmasına neden olur.
Amaksofobi, yaşam kalitesini ve iş veya okul gibi alanlardaki performansı etkileyebilir. Bireyler, otorite figürleriyle etkileşimden kaçınma eğilimi gösterir ve bu durum, kariyer gelişimi ve sosyal yaşam üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.
Amaksofobi tedavisi, genellikle bilişsel davranışçı terapi (CBT) gibi psikoterapötik yöntemleri ve anksiyete semptomlarını yönetmek için ilaçları içerir. Bilişsel davranışçı terapi, bireylerin korku ve kaygılarıyla başa çıkmalarına yardımcı olan düşüncelerini ve davranışlarını değiştirmeyi amaçlar. İlaçlar arasında antidepresanlar ve anksiyolitikler bulunabilir.
Bu, yeşil yumrulu yaprak mantarının – tüketilen doza bağlı olarak – insan vücudu üzerindeki ölümcül etkilere zarar veren ana alkaloiddir.
Hafif zehirlenme durumunda, kusma ishal tüketimden yaklaşık 8 ila 12 saat sonra ortaya çıkar, bu da tüm şiddetiyle yaklaşık 24 saat devam eder ve daha sonra yavaşça düzelir. Çok şiddetli vakalarda, ortalama 8 gün sonra ölüme yol açabilecek karaciğer hasarı oluşabilir.
Amanitin mantar, özellikle Amanita cinsine ait bazı mantar türlerinde bulunan, son derece zehirli bir toksindir. Amanita cinsi mantarlar arasında Amanita phalloides (ölüm meleği), Amanita virosa (yüzük mantarı) ve Amanita verna (yüzük mantarı) gibi tehlikeli türler bulunmaktadır. Bu mantarlar, amanitin ve diğer zehirli bileşenlerin yanı sıra, karaciğer ve böbreklere ciddi hasar verebilen falloidin ve virotoxin gibi toksinler içerir.
Amanitin zehirlenmesi, mantar tüketimi sonrasında karaciğer ve böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hızlı tedavi edilmediğinde ölümcül olabilir. Amanitin zehirlenmesi belirtileri şunları içerir:
- Mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı gibi gastrointestinal belirtiler.
- İshal, su kaybı ve elektrolit dengesizliği.
- Karaciğer yetmezliği ve sarılık.
- Böbrek yetmezliği ve azalan idrar çıktısı.
- Koma ve merkezi sinir sistemi etkileri.
Amanitin zehirlenmesi tedavisi, öncelikle hastanın tıbbi destek ve semptomları yönetme ile başlar. Aktif kömür uygulaması ve sürekli tıbbi gözetim gerekebilir. Karaciğer yetmezliği ve böbrek yetmezliği durumunda, organ nakli veya diyaliz gerekebilir. Amanitin zehirlenmesinden kurtulma oranı, erken tanı ve tedaviye bağlıdır. Mantar toplayıcıları ve tüketicileri, bu tehlikeli mantarları yememek için dikkatli olmalı ve sadece güvenli kaynaklardan mantar tüketmeye özen göstermelidir.
Amantadin, antiviral ve antiparkinson etkileri olan bir ilaçtır. İlk olarak 1960’larda geliştirilen amantadin, başlangıçta grip virüsü Influenza A’ya karşı antiviral bir ajan olarak kullanıldı. Amantadin, virüsün hücre içine girişini engelleyerek ve viral replikasyonu baskılayarak çalışır.
Daha sonraki çalışmalar, amantadinin Parkinson hastalığı ve parkinsonizm semptomlarını hafifletmeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Parkinson hastalığı, beynin bazı bölgelerinde dopamin üretiminin azalmasıyla ilişkilidir ve bu durum hareket, denge ve koordinasyon problemlerine yol açar. Amantadin, N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptör antagonistleri olarak hareket ederek ve dopaminerjik nöronların uyarılmasını artırarak, tremor, rijidite ve bradikinezi gibi Parkinson belirtilerini hafifletir.
Amantadinin yan etkileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, uyku problemleri, bulantı, kusma, kabızlık ve idrar retansiyonu bulunabilir. Ayrıca sinir sistemi yan etkileri, huzursuzluk, halüsinasyonlar ve konfüzyon da yaşanabilir. İlaç, başka ilaçlarla etkileşime girebilir ve bu nedenle doktorunuzun reçete ettiği şekilde kullanılmalıdır.
Amantadin, antiviral etkileri nedeniyle, bazı durumlarda nöropatik ağrı, yorgunluk sendromu ve multiple skleroz semptomlarını hafifletmek için de kullanılabilir.
Amantadin sülfat, amantadin adlı aktif bileşeni içeren bir ilaçtır ve amantadinin tuz formudur. Amantadin sülfat, antiviral ve antiparkinson etkileri olan bir ilaç olarak kullanılır.
Antiviral olarak, amantadin sülfat başta Influenza A virüsü olmak üzere bazı grip virüslerine karşı etkilidir. Bu virüsün hücre içine girişini engelleyerek ve viral replikasyonu baskılayarak çalışır. Amantadin sülfat, grip tedavisinde ve bazen grip önlemede kullanılabilir, ancak dirençli virüs suşlarının ortaya çıkması nedeniyle daha az yaygın hale gelmiştir.
Amantadin sülfat, Parkinson hastalığı ve ilaçla indüklenen parkinsonizm semptomlarını hafifletmeye yardımcı olur. İlaç, N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptör antagonistleri olarak hareket eder ve dopaminerjik nöronların uyarılmasını artırarak tremor, rijidite ve bradikinezi gibi Parkinson belirtilerini hafifletir.
Amantadin sülfatın yan etkileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, uyku problemleri, bulantı, kusma, kabızlık ve idrar retansiyonu bulunabilir. Ayrıca sinir sistemi yan etkileri, huzursuzluk, halüsinasyonlar ve konfüzyon da yaşanabilir. İlaç, başka ilaçlarla etkileşime girebilir ve bu nedenle doktorunuzun reçete ettiği şekilde kullanılmalıdır.
Amaurofili, bir kişinin görme yeteneğini kaybetme fikrinden veya partnerlerinin görme yeteneğini kaybetmesinden cinsel olarak uyarılma durumudur. Bu, cinsel fanteziler, role-play veya görme engelli partnerlerle ilgili cinsel eğilimler şeklinde ortaya çıkabilir. Amaurofili, genellikle BDSM (bondaj, disiplin, sadizm ve mazoşizm) ile ilişkilendirilen güç dinamiklerini içerebilir ve bu tür eğilimler, cinsel fetişler ve kinkler (alternatif cinsel uygulamalar ve eğilimler) kategorisine girer.
Amaurofili, karşılıklı rıza ve anlayış içinde yaşanan bir fetiş olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte, amaurofili eğilimlerine sahip olanların bu fantezileri veya eğilimleri, herkesin rızası olmadan uygulamamaları önemlidir. İlgili tarafların güvenli, sağlıklı ve rızaya dayalı bir ortamda bu tür fetişleri keşfetmeleri esastır.
Ambliyopi, yaygın olarak „tembel göz“ olarak bilinen, bir gözün diğerine göre daha düşük görme yeteneğine sahip olduğu bir durumdur. Genellikle çocukluk döneminde gelişir ve erken teşhis ve tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir. Ambliyopi, görme sistemi ve beyin arasındaki uyumsuzluk nedeniyle meydana gelir ve sıklıkla şaşılık (gözlerin düzgün hizalanmaması) veya anizometropi (iki göz arasında büyük bir reçete farkı) gibi göz sorunlarıyla ilişkilidir.
Ambliyopi tedavisi, tembel gözün daha fazla kullanılmasını teşvik etmeyi amaçlar. Bu, genellikle daha iyi gören gözü kapatarak veya bulanıklaştırarak tembel gözün daha fazla çalışmasını sağlamak için yapılır. Gözlük veya kontakt lensler, refraktif hataları düzeltmeye yardımcı olabilir. Şaşılık varsa, göz cerrahisi de gerekebilir. Erken teşhis ve tedavi, ambliyopinin başarılı bir şekilde düzeltilmesinde önemlidir; çünkü çocukluk döneminde beynin görsel gelişimi daha esnektir ve adaptasyon daha kolaydır.
Ambras sendromu (aynı zamanda hipertrikoz olarak da bilinir), vücuttaki aşırı tüylenmeye yol açan nadir görülen bir genetik durumdur. Genellikle vücuttaki tüm bölgelerde veya sadece belirli alanlarda aşırı kıllanma görülür. Hipertrikoz, aşırı terminal kıllar (kalın, renkli ve sert kıllar) veya vellus kıllar (ince, yumuşak ve renksiz kıllar) şeklinde ortaya çıkabilir. Ambras sendromu, genellikle doğuştan gelen ve genetik olarak aktarılan bir durumdur.
Ambras sendromunun kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bazı durumlarda, 8. kromozomun belirli bir bölgesinde yapısal anormalliklerle ilişkilendirilmiştir. Bu durum, kalıtım yoluyla geçebilir ve genellikle otozomal dominant şeklinde aktarılır.
Ambras sendromunun spesifik bir tedavisi yoktur. Bununla birlikte, aşırı kıllanmanın semptomlarını yönetmek için mekanik ve kozmetik yöntemler kullanılabilir. Bu yöntemler arasında tıraş etme, epilasyon, lazer tedavisi ve elektroliz bulunur. Semptomların şiddetine ve kişisel tercihlere bağlı olarak, bu yöntemlerin herhangi bir kombinasyonu kullanılabilir.
Ameliyat bağımlılığı, bir kişinin sürekli olarak ameliyat olma ihtiyacı hissettiği ve estetik ya da tıbbi açıdan gerekmeyen ameliyatlar için talepte bulunduğu psikolojik bir durumdur. Bu durum genellikle vücut dismorfik bozukluk (BDD) ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi diğer akıl sağlığı sorunlarıyla ilişkilidir.
Ameliyat bağımlılığı olan kişiler, fiziksel görünümlerini sürekli düzeltme ihtiyacı duyarlar ve bu düzeltme için cerrahi müdahaleleri tekrar tekrar arzularlar. Bu kişiler genellikle ameliyatın sonuçlarından memnuniyetsiz kalır ve daha fazla ameliyat istemeye devam eder. Bu durum, bireyin sosyal, mesleki ve kişisel yaşamında önemli sıkıntılara yol açabilir.
Ameliyat bağımlılığı tedavisi, altta yatan akıl sağlığı sorunlarını ele almayı amaçlar. Terapi, bilişsel davranışçı terapi (CBT) gibi ameliyat bağımlılığı ile ilişkili düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeyi hedefleyen yaklaşımlar içerebilir. Ayrıca, antidepresanlar ve anksiyolitikler gibi ilaç tedavileri de bu durumu yönetmede etkili olabilir. Ameliyat bağımlılığı tedavisinde önemli olan, bireyin gerçekçi beklentilere sahip olmasını sağlamak ve cerrahi müdahalelerin sürekli olarak yaşam kalitesini artırmayacağı gerçeğini kabul etmelerine yardımcı olmaktır.
Ameliyat sonrası psikoz, bir kişinin ameliyatın ardından geçici olarak psikotik belirtiler gösterdiği bir durumdur. Ameliyat sonrası psikoz, ameliyatın kendisi, anestezi, hastanın fiziksel durumu, ağrı, ilaçlar ve diğer faktörlerin bir kombinasyonu nedeniyle ortaya çıkabilir. Ameliyat sonrası psikoz nadir görülse de, ciddi ve hızlı tedavi gerektiren bir durumdur.
Ameliyat sonrası psikoz belirtileri şunları içerebilir:
- Halüsinasyonlar (görme, işitme, dokunma, koku veya tat alma ile ilgili yanılsamalar)
- Paranoya ve şüphe
- Düşünce ve konuşmada karmaşıklık
- Anksiyete ve korku
- Duygusal dengesizlik
- Uyumsuz ve düzensiz davranışlar
Ameliyat sonrası psikozun tedavisi, semptomların şiddetine ve altta yatan nedenlere bağlıdır. Tedavi genellikle antipsikotik ilaçlar ve anksiyete ve ağrıyı hafifletmeye yönelik diğer ilaçlar içerir. Psikoterapi, bireyi desteklemek ve semptomları yönetmek için de kullanılabilir. Genellikle, ameliyat sonrası psikoz tedavi edildiğinde semptomlar geçicidir ve kişi tam olarak iyileşir.