Anal oral temas (Anilingus)

„Anal oral temas“ veya „anilingus“, bir kişinin başka bir kişinin anüsünü dil ve ağız yoluyla uyararak gerçekleştirdiği cinsel bir eylemdir. Bu tür bir cinsel aktivite, hem heteroseksüel hem de eşcinsel çiftler arasında uygulanabilir ve bazı insanlar için hoş bir uyarı kaynağı olabilir. Anilingus, aynı zamanda „rimming“ olarak da bilinir.

Ancak, anilingus sağlık açısından bazı riskler taşıyabilir, özellikle hijyen eksikliği ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar söz konusu olduğunda. Bu nedenle, anilingus yaparken doğru hijyen önlemlerinin alınması ve gerektiğinde koruyucu bariyerlerin kullanılması önemlidir.

Bu, genellikle anüsün dudaklar ve dil hatta dişler vasıtası ile uyarıldığı ve hem yüzeysel olarak hem de anüse dil ile nüfuz ederek yapılabilen oral bir cinsel uyarı uygulamasıdır.

Anal bölge çok sayıda sinir ucu ile doldur ve birçok insanın erojen bölgelerinden biridir.

Anal refleks

„Anal refleks“, anüs kaslarının (anal sfinkter kasları) uyarıya verdiği istemsiz kasılma tepkisidir. Bu refleks, anüsün içinde bulunan ve dışarıya yönelik basınca duyarlı olan kasların hareketine yanıt olarak meydana gelir. Anal refleks, bağırsak hareketleri sırasında ve gaz çıkarma gibi durumlar sırasında anüsün doğru çalışmasını sağlamaya yardımcı olur. Ayrıca, sinir sistemi ve bağırsak fonksiyonlarının doğru çalıştığını gösteren bir işaret olarak kullanılabilir. Bu nedenle, nörolojik muayene sırasında doktorlar anal refleksi test edebilirler.

Analeptik ilaçlar

Analeptik ilaçlar, merkezi sinir sistemini (MSS) uyararak uyanıklığı, enerjiyi ve dikkati artıran ilaçlar grubudur. Bu ilaçlar, özellikle solunum sistemi üzerindeki etkileri nedeniyle, solunum depresyonu gibi durumların tedavisinde kullanılabilir. Analeptikler, uyku düzenini etkileyebilir ve bazı durumlarda kardiyovasküler sistem üzerinde olumsuz etkiler yapabilir. Bu nedenle, analeptik ilaçların kullanımı dikkatli bir şekilde yapılmalıdır ve genellikle uyku düzensizlikleri gibi daha az riskli durumlar için tercih edilmemelidir.

 

Analitik psikoloji

Analitik psikoloji, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi ve kişilik teorisi yöntemidir. Analitik psikoloji, insan zihninin ve davranışlarının derinlemesine incelenmesine odaklanır ve bireyin bilinçdışı süreçlerini keşfederek ruhsal dengesini sağlamayı amaçlar. Bu yöntem, bireyin bilinçdışı düşüncelerini ve hislerini ortaya çıkararak, bu süreçlerin bilinçli hale getirilmesi ve bütünleşmesini sağlayarak kişinin kendi içsel süreçlerini anlamasına yardımcı olur.

Analitik psikoloji, arketipler, kolektif bilinçdışı, anima ve animus, kişisel gelişim ve bireyin yaşamındaki dönüşümleri inceleyen kavramlara dayanır. Jung, insanların her birinin kendine özgü bir „bireyselleşme“ sürecinden geçerek psikolojik gelişimlerini tamamladığını ve bu sürecin yaşam boyu devam ettiğini savunur.

Analitik psikoloji, bireyin iç dünyasını ve dış dünyayla olan ilişkisini derinlemesine inceleyerek, duygu, düşünce ve davranışlar arasındaki uyumu ve bütünlüğü sağlamayı amaçlayan bir psikoterapi yöntemidir. Bu yaklaşım, diğer psikoterapi yöntemlerinden farklı olarak, spiritüel ve mistik deneyimlere de önem verir ve bu tür deneyimlerin insanın ruhsal yaşamı üzerinde önemli etkileri olduğunu kabul eder.

Bu, C.G. Jung tarafından Sigmund Freud´un öğretilerinden sapan ve aynı zamanda karmaşık psikoloji olarak da adlandırılan psikanalizin (derinlik psikolojisi) bir yönüdür.

Çocukluk deneyimleri ve cinsel faktörlerden gelen kişilik gelişimini türeten Siegmund Freud´un aksine Jung ayrıca deneyimlere bakarak çocukluk döneminde başedilemiyen deneyimlerin yaşam kesitleri inceledi. Analitik psikoloji temel olarak insan ruhundaki bilinçdışı etkileri inceler. Bu açıdan yaklaşım psikanaliz ile hemfikirdir. Jung, bilinçdışı, tüm bilincin yaratıcı kaynağı olarak hareket eder. Bu yaklaşım sırasında Jung ve halefleri bu bilinçdışı oluşan bilincin psikoterapötik olarak sembolik ifade biçimlerini kullanmaya çalıştılar. Bu psikolojik okulun temel konsepti bireyselleşme, kendi kendine olmadır.

Analitik psikoterapi, psikanaliz

Bu, bilinçsiz psikolojik içeriğin tespiti (farkındalığı) için Sigmund Freud tarafından özel bir kişilik ve gelişim modeline (psikanalitik temelli uzun süreli terapi) sahip nevrotik bozukluklara dayanan bir tedavi yöntemidir.

Onlar kendi yöntemleri ve diğer yöntemler arasında klasik Freud´cu psikanalizin daha da geliştirilmesinin yanısıra, bunun ötesine giderek psikanaliz disiplin oluşturulmalıdır. Alfred Adler bireysel psikolojiyi geliştirken Carl Gustav Jung´da analitik psikolojiyi geliştirdi. Analitik psikoloji terapi formunun merkezinde nevroz tedavisi vardır.

Hem yetişkinler hem de çocuklar ve ergenler için uygun olan uzun süreli bir tedavidir. Kullanılan yöntemler farklıdır. Yetişkinlerde genellikle aktarım, karşıaktarım ve direnci analiz ederek terapötik süreçleri başlatma ve nevrotik çatışma materyali üzerinde çalışarak danışanın psikolojik yapısını (kişiliğini) geliştirme girişimleri yapılır. Buna karşılık, tedavi hedefini açık bir tetikleyici olarak gösteren mevcut bir çatışmayla başa çıkmakla sınırlandırır. Analitik psikoterapi bu nedenle daha geniş bir tedavi alanını kapsamaktadır.

Çocuklarda terapötik tedaviye eğlenceli bir şekilde yaklaşılırken, ergenlerde terapi genellikle gerçekleşen oturumlarda karşılıklı konuşmalarla gerçekleşir.

Analitik psikoterapi, psikanaliz ve Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisi gibi derinlemesine psikolojik yaklaşımlarla ilişkili bir psikoterapi yöntemidir. Analitik psikoterapi, bireyin bilinçdışı süreçlerini keşfederek ve açığa çıkararak, kişinin iç çatışmalarını, tutumlarını ve duygularını anlamasına ve çözmesine yardımcı olmayı amaçlar.

Psikanaliz, Sigmund Freud tarafından geliştirilen bir psikoterapi yöntemi ve teoridir. Psikanaliz, insan davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin büyük ölçüde bilinçdışı süreçler tarafından yönlendirildiğini savunur. Bu yöntem, hastaların geçmiş deneyimlerini ve çocukluklarını inceleyerek, bilinçdışı çatışmaları ve savunma mekanizmalarını ortaya çıkarmaya çalışır.

Analitik psikoterapi ve psikanaliz, her ikisi de bireyin bilinçdışı süreçlerini keşfetmeye ve anlamaya odaklanırken, yöntemler ve vurgular açısından bazı farklılıklar gösterir. Analitik psikoterapi, Jung’un analitik psikolojisinde olduğu gibi, kolektif bilinçdışı, arketipler ve bireyselleşme gibi kavramları içerirken, psikanaliz daha çok Freud’un kavramlarına dayanır, özellikle cinsel ve saldırgan dürtüler, Oedipus kompleksi ve savunma mekanizmaları gibi kavramlara odaklanır.

Her iki yöntem de, terapist ve hastanın birlikte çalışarak bireyin iç dünyasını anlamaya ve bireyin yaşamındaki zorlukları çözmeye yardımcı olduğu uzun süreli ve derinlemesine terapiler sunar. İki yöntem arasındaki tercih, hastanın ihtiyaçlarına, terapistin uzmanlığına ve kişisel yaklaşımlarına bağlı olarak değişebilir.

Analiz

Analiz, bir konuyu, nesneyi, süreci veya durumu incelemek, çözmek ve anlamak için daha küçük bileşenlere ayırma sürecidir. Analiz, çeşitli bilim dallarında, matematikte, felsefede, sosyal bilimlerde ve günlük yaşamda kullanılan temel bir düşünce yöntemidir. Analiz süreci, daha geniş bir anlayış elde etmek ve öğrenmek için detaylara odaklanmayı ve eleştirel düşünme becerilerini kullanmayı içerir.

Analiz, problemleri çözmek, verileri değerlendirmek, teoriler geliştirmek ve stratejiler planlamak gibi çeşitli amaçlar için kullanılabilir. Ayrıca, analiz süreci, daha iyi kararlar almak ve daha etkili çözümler bulmak için önemli bilgiler ve fikirler sağlar.

Feud´un aksine Jung analizi, hasta ile analiz eden kişinin arasındaki diyalektik iletişimi anlamlandırarak, iletişim esnasında birşeylerin farkına varma, arınma, bilgilendirme, eğitim ve değişim meydana gelir.

Analjeziklerin kötüye kullanımı

Bu tip ağrı kesicilerin aşırı dozda ve kötüye kullanımını ifade eder.

Analjeziklerin kötüye kullanımı, ağrı kesici ilaçların tıbbi gereksinimlerin ötesinde, bağımlılık veya keyif amaçlı kullanılmasıdır. Analjezikler, özellikle reçeteli opioid ağrı kesiciler ve bazı reçetesiz ilaçlar, kötüye kullanım potansiyeline sahiptir. Bu tür ilaçların kötüye kullanımı, bağımlılığa, fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına, aşırı doz ve ölüm riskine yol açabilir.

Kötüye kullanım, hem reçeteli hem de reçetesiz ağrı kesiciler için geçerlidir. Yetkililer ve sağlık uzmanları, analjezik kötüye kullanımını ve bağımlılığını önlemek için eğitim, bilinçlendirme ve uygun reçete yazma uygulamaları gibi önlemler almaktadır.

Analoji yasası

Analoji yasası, benzerliklere dayalı mantıksal akıl yürütme sürecidir. Bu, bilinmeyen bir durumun veya sorunun çözümünde, bilinen benzer bir durumun veya örneğin incelenmesi ve karşılaştırılması yoluyla gerçekleştirilir. Analoji yasası, problem çözme, öğrenme, keşif ve bilgi aktarımı gibi alanlarda kullanılır.

Analoji yasası, bir durumu veya olayı başka bir durum veya olayla ilişkilendirerek, yargı ve sonuçlar çıkarmak için kullanılır. Ancak analogilerin sınırlamaları vardır ve her zaman kesin sonuçlar sunmazlar. İki durum arasındaki benzerlikler ve farklılıkların dikkate alınması önemlidir ve analoji yasası, kesin sonuçlar elde etmek için diğer mantıksal ve bilimsel yöntemlerle birleştirilmelidir.

Analoji, insan özelliklerinin psikolojik açıdan benzetme yoluyla benzerlik, aynı olma, eşitlik gibi durumlarını ifade eder.

Analoji yasasını açıklayan Thorndike göre bir insan belli bir olayda diğer kişilere yakın yada aynı tepkileri (reaksiyonlar) verebilir.

Bu bir açıdan positif diğer açıdan da negatif olabilir.

Anankastik Depresyon

Anankastik depresyon, obsesif-kompulsif (OKB) özelliklerle birlikte seyreden bir depresyon türüdür. Bu durum, kişinin sürekli endişe, korku ve takıntılar yaşamasına ve tekrarlayan, istemsiz davranışlar sergilemesine neden olur. Anankastik depresyon, depresif belirtilerle birleştiğinde, kişi daha da içe kapanık, umutsuz ve işlevsiz hale gelebilir.

Anankastik depresyon, depresyon ve obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) belirtilerinin kombinasyonu nedeniyle teşhis ve tedavi açısından zorlayıcı olabilir. Bu tür depresyon genellikle antidepresan ilaçlar ve bilişsel-davranışçı terapi (CBT) gibi psikoterapi teknikleri ile tedavi edilir. Tedavinin amacı, hem depresif belirtileri hafifletmek hem de obsesif düşünceleri ve kompulsif davranışları yönetmek için stratejiler öğretmektir.

Bu, sıkça ortaya çıkan depresifruh hali ve kompulsif semptomları (komorbidite) olan bir kişilik bozukluğudur.

Kişilik bozukluğu, etkilenenlerin belirli bir sertlik ve aşırı belirgin bir mükemmeliyetçilik göstermesi ile karakterizedir.

Etkilenenler kararsızdırlar ve kendilerinden ve diğerler kişilerden şüphe ederler, bu kendi güvensizliklerinin bir ifadesidir. İleri derecede mükemmeliyetçidirler. Üstlendikleri görevleri aşırı mükemmeliyetçiliklerine karşılık gelecek şekilde yapmazlar ya da yapamazlar. Etkilenenler genellikle akıl ve mantık üzerine odaklanır ve duygusal olanları reddeder. Onlar için iş ve verimlilik sosyal temaslardan ve rekreasyondan daha önemlidir. Diğer insanlarla olan uzlaşmalar pratik olarak tolere edilemez. Etkilenenler genellikle çevrelerindekilerin onun iradesine boyun eğmesini bekler.

Anankastik kişilik

Anankastik kişilik, obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu (OKB) olarak da bilinen ve kişinin düşünce ve davranışlarında sürekli olarak takıntılı ve kontrollü olma eğilimi gösteren bir kişilik özelliğidir. Anankastik kişilikli bireyler, mükemmeliyetçi, aşırı düzenli ve detaylara dikkat eden yapılarıyla bilinirler. Bu tür bireyler, esneklikten yoksun olup, değişime direnç gösterebilirler.

Anankastik kişilik, obsesif-kompulsif bozukluktan (OKB) farklıdır. OKB, kişinin istemsiz olarak belirli düşünceler ve davranışlar sergilemesine neden olan bir anksiyete bozukluğudur. Anankastik kişilik ise, kişinin genel kişilik yapısı ve sosyal etkileşimleriyle ilgilidir.

Anankastik kişilikli bireyler, iş ve sosyal ilişkilerinde sorun yaşayabilirler, çünkü sürekli kontrol ve mükemmeliyetçilik, başkalarıyla işbirliği yapmayı zorlaştırabilir. Anankastik kişilik bozukluğu tedavisi genellikle psikoterapi (özellikle bilişsel-davranışçı terapi) içerir ve kişinin düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeye yönelik stratejiler öğretir.

Bu, aşırı düzenli, katı ve bilgiçlik taslayan, aşırı mükemmeliyetçi, sürekli kontrol ihtiyacı duyan, güçlü şüphe duyguları ve endişeli ve kararsız bir kişiliğe sahiptirler.

Son derece vicdanlıdırlar, ancak kendisine uygun olan öncelikleri belirlemekte zorlanırlar. Kararsızlar ve bu nedenle abartılı korkularını ifade eden kararları tekrar tekrar ertelerler.

Yapılan çalışmalarda mükemmeliyetçilik bazen çalışmayı tamamlamayı imkansız kılar. Etkilenenler genellikle normal uyum düzeyinden yoksundur ve bunun yerine ideal görüntülerini geleceğe yansıtırlar. Bu nedenle, etkilenenlerle bir uzlaşma bulmak imkansız denecek derecede zordur. Hırslı olma eğilimindedirler ve işe yaramaz olduğunu düşündükleri halde bazı şeylerden ayrılmak onlara genellikle zor hatta imkansız gelir.