Ariboflavinoz

Ariboflavinoz, B2 vitamini (riboflavin) eksikliğinden kaynaklanan bir beslenme bozukluğudur. Riboflavin, enerji üretimi, hücre büyümesi ve hücre fonksiyonları için önemli olan birçok enzimin bileşeni olan koenzimlerin yapısında yer alır. Vücutta üretilemediği için diyetle alınması gereken bir vitamindir.

Ariboflavinozun belirtileri şunları içerir:

  1. Dermatit: Cilt iltihabı, özellikle yüz, burun ve dudakların etrafında oluşur.
  2. Anjüler keilit: Dudak köşelerinde çatlaklar ve yaralar.
  3. Glossit: Dilin iltihaplanması, şişmesi ve renginin kırmızıya dönmesi.
  4. Konjonktivit: Gözün konjonktiva adı verilen zarının iltihabı.
  5. Işığa karşı artan hassasiyet.
  6. Yorgunluk ve enerji eksikliği.
  7. Sinir sistemi bozuklukları: Sinirsel sinir bozuklukları ve nörolojik semptomlar.

Ariboflavinozun tedavisi, riboflavin açığını gidermeye yöneliktir ve genellikle eksikliği olan bireylere B2 vitamini takviyeleri verilerek yapılır. Riboflavin, süt ürünleri, et, balık, yumurta, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıl ürünlerinde bulunur. Düzenli olarak dengeli ve çeşitli bir diyetle bu besinleri tüketmek, ariboflavinoz riskini azaltır.

Aritmomani

Aritmomani, tekrarlayan sayılar, düzen ve düzenlilik ile takıntılı bir şekilde uğraşma eğilimi gösteren bir obsesyon (takıntı) türüdür. Aritmomani, sayılar ve düzenlilikle ilgili sürekli düşünceler ve takıntılı eylemler içeren obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ile ilişkilendirilir. Aritmomaniyle ilgili kişiler, özellikle belirli sayılara veya düzenlerde eşyaların yerleştirilmesine, sayılmasına veya düzenlenmesine takıntılı hale gelebilirler.

Aritmomani tedavisi, genellikle obsesif kompulsif bozukluğun tedavisine benzer yöntemlerle gerçekleştirilir. Kognitif davranışçı terapi (KDT) ve özellikle maruz bırakma ve tepki önleme (ERP) gibi terapi teknikleri, obsesyonlar ve kompulsiyonlarla başa çıkmak için kullanılır. Ayrıca, seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) gibi antidepresan ilaçlar da OKB ve aritmomani belirtilerinin yönetilmesine yardımcı olabilir.

Arıza

Arıza, bir şeyin işleyişinde veya işlevinde beklenmeyen bir aksaklık, bozukluk veya hata durumunu ifade eder. Genellikle, bir arıza bir sistemin, cihazın, mekanizmanın veya sürecin düzgün çalışmamasına neden olur ve düzeltilmesi gereklidir. Arıza, geniş bir bağlamda kullanılabilir ve teknik, mekanik, elektronik, fizyolojik veya psikolojik sistemlerle ilgili durumları ifade edebilir.

Örneğin, bir araba motorunun çalışmaması, elektrik kesintisi, bir bilgisayar programının çökmesi, elektrik devresinde bir kısa devre veya insan vücudunda bir organın işlevini yerine getirememesi, arıza durumlarına örnek olarak verilebilir.

Arıza, genellikle belirli bir sorunun veya bozukluğun düzeltilmesiyle çözülür. Bu, teknik ve mekanik sistemlerde onarım veya bakım yapmayı, elektronik sistemlerde yazılım güncellemeleri yapmayı veya insan vücudunda bir hastalığın veya rahatsızlığın tedavisini gerektirebilir.

Arka beyin

Arka beyin, insan beyninin anatomik olarak en arka kısmını oluşturan ve beyin sapı ile ilişkilendirilen bölümüdür. Arka beyin, serebellum (beyincik) ve medulla oblongata (beyin soğanı) olarak iki ana yapıya ayrılır. Arka beyin, vücut hareketlerinin koordinasyonu, denge, duruş ve motor beceriler gibi işlevleri düzenler. Bu bölüm ayrıca, kardiyovasküler ve solunum sistemlerinin düzenlenmesi ve yaşamsal fonksiyonların devam etmesi gibi otomatik işlevleri kontrol eder.

Serebellum, arka beyinin en büyük kısmıdır ve beyin hemisferlerinin hemen altında bulunur. İşlevleri arasında kas hareketlerinin koordinasyonu, denge ve duruş kontrolü yer alır. Serebellum ayrıca, motor becerilerin öğrenilmesine ve hafızada saklanmasına yardımcı olur.

Medulla oblongata, beyin sapının en alt kısmında bulunur ve omuriliğe bağlanır. Bu yapı, otomatik işlevlerin kontrolü için önemlidir. Örneğin, solunum, kalp atış hızı, kan basıncı ve sindirim gibi yaşamsal işlevlerin düzenlenmesinden sorumludur. Medulla oblongata ayrıca, öksürme, hapşırma ve yutma gibi refleksleri de kontrol eder.

Arketip

Arketip, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung tarafından geliştirilen analitik psikoloji teorisinde kullanılan bir terimdir. Arketip, insanların bilinçdışı düşüncelerinde ve kültürler arası mitolojide ve hikayelerde ortak olarak bulunan sembolik imgeleri ve kavramları temsil eder. Jung’a göre, arketipler insanların kolektif bilinçdışında ortak olarak paylaşılan ve tüm insanlar için evrensel olarak geçerli olan yapılar ve modellerdir.

Arketipler, insanların düşüncelerini ve davranışlarını yönlendiren temel fikirler ve kavramlardır. Bazı örnekler arasında „Anima ve Animus“ (eril ve dişil yönler), „Gölge“ (karanlık ve reddedilen kişilik yönleri), „Kişisel Bilge“ (içsel rehber ve bilgelik) ve „Öz“ (bütünlük ve kendini gerçekleştirme) bulunmaktadır.

Arketipler ayrıca, mitoloji, dini metinler ve klasik edebiyatta da sıkça görülür. Örneğin, „kahraman“, „bilge yaşlı adam“ ve „şeytan“ gibi karakterler, çeşitli kültürlerin ve dönemlerin hikayelerinde benzer roller ve özelliklerle ortaya çıkar. Jung, bu evrensel arketiplerin insan doğasının ortak yönlerini ve insan deneyiminin temel yönlerini yansıttığına inanmıştır.

Arketipler

Arketipler, insanların bilinçdışı zihinlerinde evrensel olarak bulunan ve kültürler arası hikayelerde ve mitolojide paylaşılan sembolik imgeler ve kavramları temsil eden bir kavramdır. Arketipler, Carl Gustav Jung tarafından analitik psikoloji teorisinde ortaya konan ve insanların kolektif bilinçdışında ortak olarak paylaşılan yapılar ve modellerdir.

Arketipler, insanların düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını yönlendiren temel fikirler ve kavramlardır. Jung’a göre, arketipler insanların zihinlerinde ve toplumlarında ortak paylaşılan kavramlar ve imgeler olduğu için, bu arketipler insan deneyiminin temel yönlerini ve insan doğasının ortak yönlerini yansıtır.

Örnek olarak, kahraman, anne, bilge yaşlı adam, şeytan ve trickster gibi arketip karakterler, dünya kültürlerindeki mitoloji, dini metinler ve edebiyatta sıkça görülür. Bu arketipler, insanların değerlerini, inançlarını ve kültürel öğelerini temsil eder ve aynı zamanda insanlar arasında ortak bir anlayış ve iletişim sağlar.

Arnold Chiari sendromu

Arnold-Chiari sendromu veya Chiari malformasyonu, beyin sapı ve serebellumun (beynin denge ve koordinasyonu kontrol eden kısmı) normal pozisyonundan saparak omurilik kanalına doğru sarktığı nörolojik bir durumdur. Bu durum, beyin ve omurilik arasındaki sıvı akışını etkileyerek baş ağrısı, denge sorunları, yutma güçlüğü, boyun ağrısı ve bazen omurilik basısına bağlı diğer semptomlara neden olabilir.

Chiari malformasyonları genellikle dört tipe ayrılır (Tip I, Tip II, Tip III ve Tip IV) ve her tipin şiddeti ve semptomları farklıdır. Tip I, en hafif ve en yaygın formudur ve bazen doğuştan olmasına rağmen, semptomlar genellikle çocukluk veya erken yetişkinlik dönemine kadar ortaya çıkmaz. Tip II, doğuştan ve daha ciddi olan bir formdur ve genellikle spina bifida (omurilik açıklığı) ile ilişkilidir. Tip III ve Tip IV, oldukça nadir ve ciddi malformasyonlardır.

Tedavi, semptomların şiddetine ve tipine bağlı olarak değişir. Bazı durumlarda, semptomlar hafiftir ve herhangi bir tedaviye gerek duyulmaz. Şiddetli semptomlar ve komplikasyonlarla karşılaşıldığında cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahi, beyin ve omurilik arasındaki sıvı akışını düzeltmek ve basıncı azaltmak için yapılan bir prosedürdür.

Arsenik

Arsenik, periyodik cetvelde As sembolü ve 33 atom numarası ile temsil edilen kimyasal bir elementtir. Metalloid olarak sınıflandırılır ve hem metal hem de metal olmayan özelliklere sahiptir. Arsenik, doğada çok az miktarda bulunan ve çoğunlukla sülfür mineralleri ve bazı metallerle bileşikler şeklinde bulunur. Ayrıca, havada, toprakta ve suda iz miktarlarda da bulunabilir.

Arsenik, tarih boyunca farklı amaçlar için kullanılmıştır. Geçmişte, arsenik bileşikleri böcek ilaçları, ahşap koruyucular ve herbisitler gibi zehirli kimyasalların üretiminde kullanılıyordu. Bu gibi uygulamalar günümüzde büyük ölçüde düzenlemelere tabidir ve daha az kullanılır.

Arsenik aynı zamanda insanlar için toksik ve tehlikeli olabilir. Yüksek dozlarda arsenik maruziyeti, cilt, mide ve bağırsak rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir ve kansere neden olabilir. Uzun süreli düşük seviyeli arsenik maruziyeti ise kardiyovasküler hastalıklar, sinir sistemi hasarı ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, arsenik maruziyetinin sınırlandırılması ve düzenlenmesi önemlidir.

Artefakt hastalığı

Artefakt hastalığı, bireylerin bilerek veya bilinçsiz olarak kendilerine zarar vererek veya hastalık belirtileri yaratmak amacıyla tıbbi testlerde yanıltıcı sonuçlar elde etmek için çeşitli yöntemler kullandığı bir durumdur. Bu durum, tıbbi yardım ve dikkat almayı amaçlar ve gerçek bir fiziksel ya da zihinsel hastalık olmamasına rağmen, kişi hastalık belirtileri yaşar.

Artefakt hastalığı, Münchausen sendromu ve Münchausen sendromu by proxy (başkaları üzerinde) olarak daha spesifik olarak adlandırılan durumları da içerebilir. Münchausen sendromu, bir kişinin kendi üzerinde kendi hastalıklarını veya yaralanmalarını bilinçli olarak yaratması ve bu durumu tıbbi yardım almak için kullanmasıdır. Münchausen sendromu by proxy ise, bir kişinin başka bir kişi üzerinde (genellikle bir çocuk) hastalık veya yaralanma belirtileri oluşturarak dikkat ve sempati çekmeye çalışmasıdır.

Artefakt hastalığı olan bireyler, genellikle psikolojik ve psikiyatrik yardım alarak ve tedavi edilerek durumlarından kurtulabilirler.

Arthropod borme Virüsleri (ARBO)

Arthropod-borne virüsler (ARBO virüsler), arthropodlar (örneğin sivrisinekler, kene ve karasinekler) tarafından taşınan ve insanlara bulaşabilen virüslerdir. Arthropod vektörler, virüsü insanlara ve diğer omurgalılara bulaştırarak, birçok viral hastalığın yayılmasına neden olurlar.

ARBO virüsleri, çeşitli viral ailelere ait olabilir, bunlar arasında Flavivirus, Togavirus ve Bunyavirus gibi aileler bulunmaktadır. Bu virüslerin yol açtığı hastalıklar genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, eklem ağrıları ve cilt döküntüleri gibi belirtilerle kendini gösterir. Bazı durumlarda, bu virüsler ciddi hastalıklara yol açabilir, örneğin; Zika virüsü, Batı Nil virüsü, Chikungunya ve Dengue ateşi.

ARBO virüslerinin yayılmasını önlemek için, vektörlerin (örneğin sivrisinekler) üreme alanlarını azaltmak ve kişisel koruyucu önlemler almak önemlidir. Bu önlemler arasında böcek kovucu kullanımı, uzun kollu giysiler giyme ve sivrisineklerin girebileceği alanlara sineklik takma gibi uygulamalar bulunmaktadır. Ayrıca, bazı ARBO virüsleri için aşılar mevcuttur ve bu aşılar, hastalıkların yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir.