Saldırganlık

Davranışsal araştırmada, saldırganlık (kelimenin tam anlamıyla saldırıya hazır olmak veya bir organizmanın saldırgan davranışı (saldırganlık) gerçekleştirmeye içsel olarak hazır olması anlamına gelir.

Psikolojide bu terim, az yada çok saldırgan tutum değil az çok bilincinin olmaması anlamına gelebilir. Bunu bağdaştıracak olursak kişinin aşşağılık ve aşşağılanmışlık duygularının telafisi olarak saldırganlığa başvurduğu düşünülebilir.

Saldırganlık (öfke)

Saldırganlık, başka bir kişiye psikolojik veya fiziksel olarak zarar vermek amacıyla yapılan bir eylemdir. Aksine, saldırganlık bir kişilik özelliğidir ve belirli durumlarda veya genel olarak saldırgan tepki verme eğilimini veya olasılığını açıklar. Bu nedenle saldırganlık, bir organizmanın saldırgan davranışlar sergilemesinin iç hazırlığına yönelik bir terimdir.

Prensip olarak, saldırganlık, memelilere (insanlar dahil), belirli durumlar ve uyaranlar tarafından tetiklenmesi gereken potansiyel olarak tehlikeli durumlarla başa çıkmak için doğuştan var olan biyolojik temelli bir davranış programıdır.

İnsanlarda duygusal saldırganlığa olumsuz duygular neden olur. örneğin, hayal kırıklığına, sıcağa, soğuğa, acıya veya korkuya tepki olarak. Saldırganlığın insanlarda ifade edilip edilmeyeceği, nasıl ifade edilmesi gerektiği büyük ölçüde içinde bulunduğu sosyal normlar tarafından belirlenir.

Saldırganlık dürtüsü

Bu, saldırgan davranışın duruma bağlı bir şekilde engellenmesinin adıdır.(örneğin Dış uyaranlarla)

Saldırganlık enerjisinin tıkanıklığı

Bu terim agresif enerjinin birikebileceğini açıklar, yani teknik olarak bu enerji eşikleri daha gerekli ve kolay kontrol edilebilir bir yöne doğru kaydırılabilir.

Saldırganlık güdüsü

Bu, henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış agresif veya agresif davranış için doğuştan gelen bir içgüdünün olduğu fikridir.

Saldırganlığa yönlendirme, psikanalitik saldırganlık teorilerinin (içgüdü / içgüdü teorileri) merkezindedir.

Saldırganlık teorileri

Psikolojide saldırganlığın gelişimi hakkında temel olarak aşağıdaki gruplarda özetlenebilen çeşitli teoriler vardır:

  1. Doğuştan saldırganlık teorisi saldırganlık içgüdüsü: Bu teori psikanaliz grupları tarafını temsil edilmektedir. İçgüdü / tahrik teorileri belli bir saldırganlık enerjisi her zaman bir noktada kullanılmak üzere oluşturulduğu varsayılmaktadır. Freud Yaşam içgüdüsüne (Eros) karşı olan ve insanları yıkıcı davranışlara iten bir ölüm içgüdüsünün (Thanatos) varlığını önesürmüştür. Ölüm içgüdüsü, tüm canlıları bireye göre yaşam içgüdüsü tarafından engellendiği ölüme götürmek istemektedir. Sonuç olarak, ölüm içgüdüsü dışa doğru döner, böylece kendi kendine saldırganlık yerine dış saldırganlık meydana gelir. Teori tartışmalıdır; Freud’un spekülasyonları çağdaşları tarafından bile oybirliğiyle paylaşılmadı.
  2. Hayal kırıklığı-saldırganlık hipotezi: Saldırganlığın, yaşanan sıkıntılara bir tepki olduğunu belirtir.
  3. Öğrenilmiş bir davranış örüntüsü olarak saldırganlık (psikolojik yaklaşımları öğrenme): Burada çocukluk çağındaki saldırgan davranışların gözlem ve taklit yoluyla öğrenildiği varsayılmaktadır. Belirli bir saldırganlık öğrenme psikolojik teorisi yoktur, sadece saldırganlığın diğer düşünceler bağlamında ortaya çıkmasını açıklayan öğrenme kuramları (klasik koşullandırma, araçsal koşullama, model öğrenme).

Mevcut araştırmalar, üç yaklaşımdan hiçbirinin saldırgan davranışı açıklayamayacağını varsaymaktadır. Saldırganlığın gelişmesinde çocukluk deneyimleri, sosyal ve kültürel etkiler veya deneyimli hakaretler gibi çok sayıda faktör önemlidir.

Salutogenez

Sağlığın ortaya çıkması veya iyileşme gibi bir anlama gelir. Terim, 1970’lerde İsrail asıllı Amerikalı tıp sosyoloğu Aaron Antonovsky (1923-1994) tarafından ortaya atıldı.

Salutogenez modeli, sağlığı bir durum olarak değil, bir süreç olarak algılar. Sağlık risklerini önlemek için bilişsel başa çıkma stratejilerini vurgulayan bir dayanıklılık modelidir.